Feminist Terapi: Kişisel olan politiktir!

Yorum bırakın

Aralık 2, 2012 tarafından miraysasioglu

21-örgüt-kadın cinayetine dur_içMiray Şaşıoğlu, Kl. Psk. Uzm.

McLellan (1999, sf.326)  feminizmi politik bir söylem, feminist terapiyi ise politik bir eylem olarak tanımlamaktadır. Enns de (akt. Evans, et al. 2005, sf.269) feminizm ilkelerini temel alan feminist terapinin, 1960’lı yıllarda, psikolojik stres yaşayan kadınların ihtiyaçlarına daha iyi cevap verebilmek için ortaya çıktığını belirtmiştir. Bu anlamda, feminist terapi feminist bakış açısının bir nevi uygulama alanıdır diyebiliriz.

Feminizm yaşamda meydana gelen sorunların; feminist terapi ise, McLellan’a göre (1999, sf.326), terapi odasında gündeme gelen yaşam sorunlarının temelinde baskının yattığı ortak varsayımıyla hareket eder. Bu baskının tanınmasının ardından feminist terapistin amacı, McLellan’ın ifadesiyle (1999, sf.326), geleneksel terapilerde olduğu gibi danışanın sisteme uyum sağlamasına ve bu sayede sistemin devamlılığına hizmet etmek değil; danışanın hayatında gerçek ve kalıcı bir değişim sağlanmasına ve bu değişimin sosyal ve politik alana taşınmasına yardımcı olmaktır.

Worell’e göre de (2001, sf.335) geleneksel modeller problemi daha yerleşik hale getirip, bireyin hayatında sadece patoloji ve içsel bozukluğun teşhis ve tedavisine odaklanırken; kadınların hayatında içsel ve dışsal faktörlerin karmaşık karşılıklı etkileşimi içinde, feminist yaklaşımlar onların güvenlik, sağlık, pozitif yaşam stilleri, kişisel güç, yeterlilik, esneme kabiliyeti edinmelerine de odaklanmışlardır. Bu sayılan hedefler de bireysel olanın feminizmde olduğu gibi, feminist terapide de nasıl sosyal, politik ve kültürel sonuçlarla harmanlandığını gözler önüne sermektedir. Ben de bu yazıda feminizmin feminist terapide nasıl uygulamaya döküldüğünü, feminizmin temel ilkelerini yazının geneline yayarak, Downing ve Roush’un feminist kimlik gelişim modelinden hareketle aktarmaya çalışacağım.

Feminizm ve Feminist Terapinin Temeli: “Kişisel olan Politiktir”

Evans ve arkadaşlarına göre (2005, sf.269) feminist terapi alanında uzmanlaşma arttıkça, kavramlaştırma, teşhis ve tedavide önemli değişimler meydana gelmiştir. Ancak feminist terapinin “Kişisel olan politiktir” önermesi terapi sürecinin her zaman temelini oluşturmaktadır. Geleneksel yaklaşımın bireye ve içsel faktörlere odaklanan tavrından farklı olarak feminist terapide, sosyal değişim olmadan kalıcı bir bireysel değişimin mümkün olamayacağı varsayımından yola çıkılır. Feminizme göre kadınlar, feminist terapide ise danışanlar kendi sosyo-politik ve kültürel kontekstlerinde ağa tutulmuş haldedir ve gerçek, kalıcı bir değişim için meseleler işte bu kontekst içinde değerlendirilmelidir (Evans, et al. 2005, sf.269). Evans’ın (2005, sf.270) ifadesiyle, feminist yaklaşıma göre sosyal cinsiyet bireyin yaşamında merkezi bir konuma sahiptir ve birey kültüründen ayrı düşünülemez.

O halde “Kişisel olan politiktir” önermesi etrafında bir araya gelen bu iki faktör, feminizm akımı gibi feminist terapi pratiğini de büyük ölçüde şekillendirmiştir. Bu noktada Downing ve Roush’un (akt. McNamara&Rickard, 1989, sf.184) geliştirdiği ve feminist terapilerde sıklıkla yararlanılan feminist kimlik gelişim modeline değinmek faydalı olacaktır.

Downing ve Roush: Feminist Kimlik Gelişim Modeli

Downing ve Roush’un (akt. McNamara&Rickard, 1989, sf.184) geliştirdiği modele göre feminist kimliğin gelişimi beş adımda gerçekleşir: Pasif kabul, açığa çıkma, gömülü sızıntı, sentez ve aktif sorumluluk evreleri. Bu beş adımın üzerinden tek tek geçmek, feminizmin terapide nasıl kullanıldığını somutlaştırmamızda bize yardımcı olacaktır. Prochaska ve Norcross’a göre de (2007, sf. 400), feminist terapideki terapötik süreç, güçlendiren ve eşitlikçi bir ilişki içinde, birey için birbiri ardına gelen farkındalık (bilinçlendirme), karar verme (seçim yapma) ve eylem (sosyal özgürleşme) süreçlerinden oluşur. Her iki yaklaşımda da, görüleceği üzere, bireysellik ve toplumsallık; farkındalık ve eylem; feminist idealler ve uygulama devamlı surette iç içe geçmiştir. Bireyin ve toplumun, hedefler ve uygulama bakımından, feminist yaklaşımdaki bu iç içe geçmişliğinin terapi seanslarına yansımalarını daha net görebilmek için, feminist kimliğin gelişim evrelerine daha yakından bakmamız gerekir.

1.      Pasif Kabul Evresi: Downing ve Roush’un modeline göre kadın kimliğinin ilk evresi olan pasif kabul evresinde kadın, erkekleri kendisine göre üstün görür ve bu bağlamda geleneksel cinsiyet rollerini kabul eder. Bu rollerin kendisi için avantajlı olduğunu düşünen kadın, bu evrede tüm kadınlara yönelik önyargı ve ayrımcılığın ya farkında değildir ya da bunu reddetmektedir. Sorgulamadan erkeklerin sistemini kabul ederken, arkadaşlarını da içinde olduğu sistemin dengesini sürdürmek için özenle seçer (McNamara & Rickard, 1989, sf.184). Bu evredeki bir danışanla feminist terapist, feminizm ilkeleri gereği, işe eşit bir ilişki kurmakla başlayacaktır. İlk andan itibaren eşitlik sağlanması için; terapist ve danışan arasındaki bilgi açığının kapatılması hedeflenecektir. Bu anlamda, terapist danışanı kendisine soru sormak ve endişelerini kendisiyle paylaşmak konusunda cesaretlendirecek; bir yandan da terapi sürecinin mistik olmaktan çıkarılması için kendi kadınlık deneyimlerini de danışanla paylaşacaktır (McNamara & Rickard, 1989, sf.185; Prochaska&Norcross, 2007, sf. 408).

McNamara ve Rickard’a (1989, sf.185) göre, terapi ilk evrelerden itibaren, danışan için mistik bir süreç olmaktan çıkarılmalıdır. Danışan ve terapist terapötik hedefe birlikte karar vermeli ve birlikte bir süreç planı yapmalıdır. Bu bağlamda, terapist tarafından kişinin kendi terapi sürecinin sorumluluğunu alması sağlanacaktır. McLellan (1999, sf.327) da terapi sürecinde kişinin demistifikasyon ihtiyacına[1] odaklanır ve bunun baskıdan özgürleşmek için gerekli bir adım olduğunu düşünür. Bu esnada dürüstlük ve adalet de terapötik sürecin önemli elemanları olarak vurgulanır.

Gördüğünüz gibi terapinin her noktasında feminizm ilkeleriyle çelişmeyen eşitlikçi, adil ve dürüst bir tutum izlenmeye özen gösterilmektedir. Terapist bu noktada, yine feminizm ilkeleriyle paralel olarak, danışanın kafasındaki ast üst hiyerarşisini ortadan kaldırmayı hedefler ve kadın olarak erkek egemen bir toplumdaki kendi deneyiminden de bahseder. Bu şekilde bireyin acılarının nasıl toplum yapısıyla bağlantılı olduğunu görmesini amaçlar. Tabi, ilk aşamadaki danışan, probleminin toplumun değil kendisinin problemi olduğuna inandığından (ya da inandırıldığından), McNamara ve Rickard’ın (1989, sf. 186) da ifade ettiği gibi, terapist bu konudaki fikirlerini ortaya koyarken çok dikkatli olmalıdır. Aksi takdirde danışan devamlı sosyal konulardan bahseden terapistin onu anlamadığını ve ona yardımcı olamayacağını düşünebilir.

Peki bu noktada terapistin danışana yaklaşımı nasıl olmalıdır? Bu noktada Prochaska ve Norcross psikoterapistlerin terapi sürecine kendi deneyimlerini taşıyarak danışanla güven ilişkisi kurabileceklerine değinmektedir. Burada psikoterapistler çeşitli yollar seçebilirler. Örneğin, bir yandan kişiyi hissettiği her ne ise onun için yararlı bir duygu olduğuna dair ona güvence verirken, bir yandan da onu cinsiyetçi sosyal yöntemler ve neticesinde gelişen çarpık bireysel bilişler konusunda da eğitebilirler. Bu noktada terapistler danışanlarına sorgulamadan kabul etmeye alıştırıldıkları adaletsiz beklentileri açıklar ve onları sosyal normların problemleri üzerindeki etkisini değerlendirmeleri konusunda cesaretlendirirler (Prochaska&Norcross, 2007, sf. 400-401). O halde eşitlik, adalet ve dürüstüğe dayalı mistik olmayan bir ilişki içinde, danışan için bir feminist eğitim/bilinçlenme süreci başlar.Downing ve Roush’un modelinde bir sonraki evre açığa çıkma evresidir.

2.      Açığa Çıkma Evresi: Açığa çıkma evresi, kişi için yok sayılamayacak krizler veya çelişkilerin baş gösterdiği evredir. Buna bir gruba katılma, kız çocuklarına ayrımcılık yapılması, boşanma, işe alınmama gibi pek çok örnek verilebilir. Bu aşamada kadın güçlü bir şekilde  öfke hissedecektir. Bu noktada kadın kendini eskiye göre daha fazla baskı altında hisseder ve rollerini sorgulamaya başlar. Bu aşamada kadın erkek ilişkilerine yönelik kutuplu düşünce yapısı dikkat çeker. Bu düşünce yapısına göre; bütün erkekler kötü, bütün kadınlar iyidir (McNamara & Rickard, 1989, sf.184-185). Bu evrede kişi, McNamara ve Rickard’a göre, terapistin kendisine bireysel problemleri için çözüm üretmesinden çok, öfkesini ve kadın-erkek ilişkileriyle ilgili dualistik düşünce yapısını paylaşmasını isteyecektir.

Öfke bu aşamanın en belirgin duygusudur ve kişi aktif biçimde kendisini ve rollerini sorgulamaktadır. Açığa çıkma evresinde kadınlar öfkelerini çaresizlikleri, güçsüzlükleri ve düşük özgüvenleri ile savaşmakta kullanmaları; hayatlarındaki insanlarla direkt bir iletişim kurmaları; otonomi ve bağımsızlıklarını hissedecekleri yeni davranışlarda bulunmaları için terapistleri tarafından cesaretlendirilecektir. Öfke ve çalışma hayatının diğer kadınlarla özdeşleşme için kullanılması, McNamara ve Rickard’a göre bundan sonraki adımlar için kritik öneme sahiptir.

Terapistin bu konulardaki onayı ve desteği kadını doğal olarak üçüncü aşama olan gömülü sızıntı evresine taşıyacaktır (McNamara & Rickard, 1989, sf.186). Özellikle bu ilk iki aşamada bilinçlendirme feminist terapinin en hayati araçlarından biri olarak karşımıza çıkmaktadır. Çünkü terapide öncelikle danışanın feminist bilinç geliştirmesi amaçlanır. Bu bilinçlendirme kadının, acısının bireysel eksikliklerden değil de; onu sistematik olarak işlevsizleştiren,  dışlayan ya da susturan egemen kültür mekanizmasından kaynaklandığına yönelik farkındalık kazanmasını içerir. Kadınlar bu aşamalarda birçok şeyi kendileri istedikleri için değil de toplum istediği için yaptıklarını fark ederler (Prochaska&Norcross, 2007, sf. 400-401). Bu anlamda feminist terapi, bana göre kadının kendi hayatında feminizmin ilkelerini tek tek keşfetmesi süreci gibidir.

McLellan (1999, sf.326) de, sosyo-politik bir analiz yaparak gördüğü baskıya karşı bireyin bilinçliliğini artırmayı, terapi sürecinin gerekli bir bölümü olarak görür ve baskıya yönelik farkındalığın bu baskının üzerine çıkmada ve kişinin birey olarak kendi yaşamının kontrolünü üstlenmesinde çok önemli olduğunu savunur. Bundan sonraki evrelerde de terapist tarafından çeşitli yöntemlerle danışanın bilinçliliğin birikimli bir biçimde artmasının hedeflendiğini göreceğiz. Sonuçta bilinçlenme yaşam boyu devam eden bir süreçtir.

3.      Gömülü Sızıntı Evresi: Gömülü sızıntı evresinde kadın, benzer kadınlarla duygusal bağlar geliştirir ve öfkesini boşaltması için destekleyici ortamlar bulur. Dikkatle seçilmiş diğer kadınlar yeni kimliği için onay ve güç sağlamaktadır. Bu evrede kutuplu yapının yerine daha göreceli bir düşünce yapısı oluşur. Erkeklerle de daha bilinçli ve dikkatli ilişki kurulur (McNamara & Rickard, 1989, sf.185; Prochaska&Norcross, 2007, sf. 402-403). Feminizmin ilkeleri bu aşamada yavaş yavaş kadının gündelik yaşamı üzerinde daha etkili hale gelmeye başlamıştır. Öncelikle benzer düşünen kadınlar arasında yapılmaya başlanan feminist pratik, zamanla dış dünyada da sınanmaya başlanacaktır. Bu evrede bilinç artırıcı gruplar feminist terapinin ayrılmaz parçalarıdır. Prochaska ve Norcross’un (2007, sf. 402-403) da ifadesiyle, terapistler danışanlarını terapötik sürecin bir parçası olarak feminist prensipleri onaylayan gruplara yönlendirirler. Kadın grupları, aile içi şiddet grupları, atılganlık eğitimi, güç ve cinsiyet rol analizi grupları feminist prensipler üzerine oturtulmuş birçok eğitim grubundan sadece birkaçıdır. Biblioterapi de danışanın kendisi ve çevresi hakkında bol bol okuyarak feminist bakış açısını öğrenmesine hizmet eder. Bu evrede, yine eşitlik ilkesi gereği, terapist ve danışan arasındaki bilgi farkının, terapötik sürece hizmet eden makaleler ve kitapların paylaşılmasıyla azaltılması hedeflenir.

McNamara ve Rickard’a (1989, sf.186-187) göre, bu aşamada terapistin en önemli işlevi kadının bu yeni evrene yönelik korku ve rekabet algısını ortadan kaldırmaktır. Bu algı erkekler tarafından seçilmek ve reddedilmek mantığının kadınlar dünyasındaki devamı gibidir. Tam da bu noktada diğer kadınlarla eşit şekilde birarada olarak bu algıyı aşmak çok önemlidir. Bu aşamada cinsiyetçi yaklaşımlara karşı aşırı uyanık hale gelen kadınların birlikte çalıştıkları erkekler, eşler ve tanıdıklarla anlaşmazlığa düşmeleri de çok muhtemel başka bir problemdir. Bu noktada, terapide kadının erkeklerle iletişimi üzerinde özellikle çalışılmalıdır. Aksi takdirde kadın kızgınlık evresinde kısılır kalır ve sentez evresine geçemez. Burada öfke, tek tek bireylerden, sisteme doğru kaydırılmalıdır. Kişi ancak bu şekilde sentez evresine geçilebilecektir.

4.      Sentez Evresi: Sentez evresinde olumlu feminist kişilik gelişimi gerçekleşir. Olayları yorumlamada baskıyla ilgili açıklamalar ve diğer gündelik faktörler kullanılır. Kişisel ve feminist değerleri bütünleşir ve otantik bir feminist kendilik gelişir. Burada diğer feminist arkadaşlarıyla bazı konularda aynı fikirde olmamak kişinin kendini kötü hissetmesine yol açabilir. Terapist bu noktada kafa karışıklıklarını, sorularını ve diğer feministlerden farklılaşma sürecini kendisiyle paylaşması için danışanı cesaretlendirir. Kişiyi tamamen kendine özgü düşüncelerini incelemek konusunda yönlendirir. McNamara ve Rickard’a göre (1989, sf.185) bu otantik feminist kimlik geliştirmek için gereklidir. Yıllarca susturulmuş ve ezilmiş bir grup insan için, ayaklarında cinsiyet rollerinin ağırlığı olmadan yaşamayı ve büyümeyi seçme fikri şüphesiz ki hem heyecan verici hem de korkutucudur. Toplum birey üzerinde çok güçlü olduğundan kişinin kültürel normları kırması ise elbette kolay değildir. Ama Prochaska ve Norcross’un (2007, sf. 403-404) ifadesiyle, kişi bir kere toplumun kendi hayatı üzerindeki kısıtlayıcı etkisini fark ettiğinde, daha sağlıklı bir yaşam için de doğal olarak istekli hale gelecektir. İşte feminist terapide de farkındalıktan doğan öfkeyi, değişim isteğine ve değişim isteğini de çeşitli destek mekanizmalarıyla eyleme dönüştürmek esastır. Bu noktada bireyin aktif sorumluluk evresine ve eyleme otomatik olarak geçeceği varsayılır.

5.      Aktif Sorumluluk Evresi: Son evre olan aktif sorumluluk evresinde feminist kişilik anlamlı ve etkili eyleme dönüşür (McNamara & Rickard, 1989, sf.185). Downing ve Roush’un modeline göre, yukarıdaki aşamaların ardından bu aşama kendiliğinden gelir. Bu aşamada bireysel ve politik hedefleri doğrultusunda kişi feminist kimliğini uygulama sorumluluğu ile yüzyüze gelir (akt. McNamara & Rickard, 1989, sf.187) Ancak tabi ki toplum,bu noktada, onun çabalarına karşı direnç gösterecektir. Kişi bu yolda ilerlerken, ayrımcılık, nefret, cesaret kırıcı tavırlar ile bunların daha farkında olarak karşı karşıya kalacak ve ailesi ve arkadaşlarından “eskiden (yani boyun eğerken ve bağımlıyken) daha iyiydin” gibi sözler duyacaktır. Bu noktada Prochaska ve Norcross’a (2007, sf. 403-404) göre, kişinin ne ölçüde bir değişim istediği ve patriarkal toplumun desteği olmadan amacını gerçekleştirip gerçekleştiremeyeceği önemlidir. Tüm bu süreç içinde terapistin danışana hem bireysel hem sosyal anlamda güç aşılaması çok önemlidir. Toplumda güç çok orantısız dağıtılmıştır ve bunun sonucunda erkekler yüzyıllardır her alanda kadınlardan daha güçlü olmuşlardır. Sürekli “ikinci cinsiyet” olmak (de Boauvoir’dan akt. Prochaska&Norcross, 2007, sf. 408) psikolojik bakımdan çok zarar vericidir, çünkü bu mesajların kadınlar tarafından içselleştirilmesi söz konusudur. O halde, feminist terapi ile gücü kazanmak ve uygun şekilde kullanmak mümkün olduğunda, psikopatolojiler ortadan kalkacaktır. Burada kadın yaşamını değiştirmek uğruna ailesine yabancılaşmanın acısını göze alabilecek midir? Kişi bu noktada güçsüz ve bağımlı olmayı da seçebilir, gücünü kendini ve toplumu değiştirmek için kullanmayı da. Ancak Prochaska ve Norcross’un (2007, sf. 403-404) belirttiği gibi, feminist terapi ile kadının gücü seçmesi ve gücü nasıl kullanacağını öğrenmesi hedeflenmektedir. Toplumun üzerindeki etkisinin farkına varmış bir kişi, sonuçta bilginin gücünü değişim için kullanacaktır.

Özetle Prochaska ve Norcross’un (2007, sf. 404) sosyal özgürleşme adını verdiği bu süreç, sosyal davranış alternatiflerini artırma; baskı altındaki populasyonların haklarını savunma; danışanları yaşamlarını değiştirmeleri için güçlendirme ve yasal müdahaleler yapma hedeflerini içerir. Tabi bu aşamalarda terapistin kendisinin deneyimi, hangi zorlukları yaşadığı ve hangi evrede olduğu danışana yardımcı olabilmesi açısından çok önemlidir (McNamara & Rickard, 1989, sf.187). Aynı zamanda terapistler danışanlarını haklarını korumak için savaşmaya yöneltirken kendileri de benzer faaliyetlerde bulunarak pozitif rol model olmalıdırlar. Bu amaçla sosyal değişim hedefleyen gruplar kurmalı ya da bu gruplara katılmalıdırlar. Feminist terapistler aynı zamanda kendi meslektaşlarını da bu doğrultuda eğitmeli ve özgürleştirmelidir (Prochaska&Norcross, 2007, sf. 404-405).

Günümüzde Feminist Terapi

Evans ve arkadaşlarının (2005, sf.269) belirttiği üzere, feminist terapi ortaya çıkışının ardından teori, terapötik teknikler ve uygulama alanı bakımından önemli gelişme göstermiştir. İlk başlarda feminist terapi sadece kadınlara odaklanan ve erkekleri dışlayan bir yaklaşıma sahipken, günümüzde cinsiyet ayrımı yapmayan ve kültürel bakımdan adil yaklaşımlar arayan terapist ve danışanlar tarafından da uygulayabilir hale gelmiştir. Evans’a göre, teorinin inşası geçen on yıla kadar devam etmiştir ve feminist terapi için terapötik açıdan güvenli bir yer aranmıştır. Bu noktada birçok feminist terapist daha bütünleşmiş bir yaklaşımın gerekli olduğu düşüncesi etrafında birleşmiştir. Ancak terapistlerin, bireydeki değişim için, terapötik uygulamalarını sosyal aktivizm ile bir araya getirip getiremeyeceği konusunda çok az kanıt vardır. Varolan verilerse kişisel anlatılara dayalı ve kanıtlanması zordur (Evans, et al. 2005, sf.274). McLellan (1999, sf.337) da makalesinde birçok “feminist terapinin” aslında feminist özellikler göstermediğine değinmiştir. Örneğin  bir çalışma terapi sürecinde yeniden sosyalleşme, öfkenin kışkırtılması, bilinçliliğin artması ve politik değişim gibi hedeflerden bahsedilmediğini ortaya koymuştur. Feminist terapist olmak için de sadece güçlü ve yetkin bir kadın olmak, sanıldığının aksine yeterli değildir. Terapistin, danışana yardımcı olabilmesi için, kendisinin feminizmi tamamen içselleştirmiş, ya da en azından danışandan daha ileri bir basamakta yer alıyor olması gerekir. Terapistin yetkinliği danışanın kolayca saptayamayacağı, diğer feministlerinse kolayca denetleyemeyeceği bir durumdur.

Sonuç

Sonuç olarak, feminist terapi feminizm ilkelerinin terapi odasında uygulandığı bir terapi biçimidir. Bu süreç farkındalık artırma, karara yöneltme ve eylem yaratma terapötik hedefleri etrafında şekillenir. Kadın bu esnada pasif kabul, açığa çıkma, gömülü sızıntı, sentez ve aktif sorumluluk evrelerinden geçer. Bilinçlendirme, çeşitli yöntemler aracılığıyla, feminist kimlik gelişimi süreci boyunca artırılmaya devam eder. İlk evreden itibaren feminist ilkelerin terapi odasında uygulanması, eşitlik, dürüstlük ve adaletin içselleştirilmesi bakımından ve hiyerarşik, mistik bir yapı içinde terapistin kendi söyledikleriyle çelişmemesi açısından çok önemlidir. Kadın gruplarına katılmak ve biblioterapi gibi yöntemlerle de kadının feminist kimliği içine iyice yerleşmesi hedeflenir. En sonunda da kişinin bireysel değişimini sosyo-politik kültürel alana da kaçınılmaz olarak taşıması beklenir.

Görüldüğü gibi feminist terapi bireye, içsel dinamiklere,somut davranışa ya da semptoma odaklanan geleneksel terapi yöntemlerinden oldukça farklıdır. Bir felsefeye dayanıyor olması terapinin sınırlarını da muğlaklaştırmıştır. Feminist terapi de bu anlamda varoluşçu yaklaşım gibi daha çok bir bakış açısı, bir kavrayış zeminidir. Aktif sorumluluk evresinde, toplumsal dönüşüm için eylemi hedeflemesi bakımındansa diğer yaklaşımlardan farklı olarak politiktir! Feminist terapide bireyden hareketle toplumsal bir dönüşümün gerçekleşmesi hedefinin altı önemle çizilmektedir. Birey toplumdan, toplum bireyden ayrı düşünülemeyeceği gibi; bireysel değişim amacı muhakkak toplumsal değişimi de beraberinde getirecektir.

Feminist yaklaşım bu noktada sadece kadınlar için değil toplumun tüm ezilen kesimleri için birlik, beraberlik ve dayanışmayı cesaretlendirmekte ve bireysel ve toplumsal dönüşümü bu anlamda birbirini besleyen süreçler olarak görmektedir. Tabi oluşması yüzyıllar almış bu erkek egemen sistemin bir anda zihinlerden silinmesi söz konusu değildir. Üstelik toplumun baskın kesimleri imtiyazlarının elinden alınması karşısında direnç göstereceklerdir. Bu noktada Evans ve arkadaşlarının (2005, sf.275) belirttiği gibi feminist terapiyi bekleyen iki mücadele alanı vardır: süreğen çoğul baskılar ve bu baskılara yönelik farkındalığın cinsiyetçi bir perspektifle ve feminist terapinin faydasına yönelik araştırmalarla entegrasyonu.   

Kaynaklar

Evans, K.M., Kincade, A.E., Marbley, A.F., Seem, S.R. (2005) Feminism and Feminist Therapy: Lessons From the Past and Hopes for the Future. Journal of Counseling and Development. 83, 3, sf. 269-277

McLellan, B. (1999). The prostitution of psychotherapy: A feminist critique. British journal of guidance & counseling, 27, 3, sf. 325-337.

McNamara, K., Rickard, K. M. (1989). Feminist identity development: Implications for therapy with women. Journal of Counseling and Development. 68, 2, sf. 184-189.

Prochaska, J. O., Norcross, J. C. (2007) Systems of Psychotherapy: A transtheoretical analysis. Thomson Brooks/Cole

Worell, J. (2001). Feminist interventions: Accountability Beyond Symptom Reduction. Psychology of Women Quarterly. 25. Sf. 335-34. Blackwell Publishers


[1] Mistifikasyon tüm toplumlarda baskın grubun gerçeğini garanti altına almak için kullanılır: Gizem, aldatmaca, yalan ve yarı-doğruların sahte bir gerçeklik yaratmada ve baskının sürdürülmesinde kullanılması olarak özetlenebilir. (McLellan, 1995, sf. 146: McLellan, 1999, sf.330)

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

Ay ay

ve yeni yazılar e-postama da gelsin dersen tıkla!

Diğer 4.436 takipçiye katılın

%d blogcu bunu beğendi: