İHTİYAÇLARIN KARŞILANMASI SÜRECİNDE BİREY-ÇEVRE ETKİLEŞİMİ

Yorum bırakın

Aralık 2, 2012 tarafından miraysasioglu

Miray Şaşıoğlu, Kl. Psk. Uzm.

@PsikoNET Psikoterapi ve Eğitim Merkezi

Varoluşumuzu sürdürmek, büyümek ve gelişmek için, doğal ihtiyaçlarımızı karşılamamız; bu ihtiyaçları karşılamamız içinse çevreyle etkileşime geçmemiz gerekir. Bu anlamda, ihtiyacımız doğrultusunda, içinde yaşadığımız çevreyi etkilememiz ve o çevreden etkilenmemiz de kaçınılmazdır. Bireyin gelişimi üzerinde çok önemli bir etkisi olduğundan, birey-çevre arasındaki bu etkileşim Geştalt yaklaşımının da en temel bileşeni olarak karşımıza çıkar. Bu bağlamda Lobb’un (2005) da ifade ettiği gibi, bütün psikoterapi sistemlerinin üzerine oturduğu kendilik işlevleri, Geştalt terapi yönteminde organizmanın çevresiyle spontan bir biçimde etkileşime geçme kapasitesi olarak yorumlanmaktadır.

Bu yaklaşıma göre, çevreyle etkileşim, -bireyin ihtiyaçlarının karşılanması sürecinde- Geştalt deneyim döngüsü çerçevesinde gerçekleşir. Woldt ve Toman’ın (2005) belirttiği gibi, kişi bu döngü içinde ya çevreyle spontan bir etkileşime geçecek ya da engellenme ve sonucunda yaşadığı kaygı nedeniyle, çeşitli savunma mekanizmaları kullanarak bu spontan etkileşime karşı direnç gösterecektir. Biz de bu yazıda, insanın içinde yaşadığı çevreyi nasıl etkilediğini Geştalt deneyim döngüsünden yola çıkarak açıklamaya çalışacağız. Bu döngü kapsamında, bireyin ihtiyacı ile tetiklenen çevreyle etkileşimin, spontan biçimde gerçekleştiği ve de kesintiye uğradığı durumları ayrıntılarıyla ele alacağız. Nihayetinde, birey-çevre etkileşiminin, Geştalt terapi teknikleri aracılığı ile, nasıl sahtelikten, spontanlığa doğru dönüştüğüne değineceğiz.

Çevreyle etkileşimin çıkış noktası: Bireyin ihtiyacı

Geştalt yaklaşımına göre, kişinin -en basitten en karmaşık olanına kadar- herhangi bir ihtiyacı sözkonusu olduğunda kişinin çevresiyle spontan bir etkileşime geçme kapasitesinin ve bu ihtiyacın giderilmesinin engellenmesi durumlarında ise yaratıcı adaptasyon gerçekleştirme kapasitesinin olduğunu varsayılır. Örneğin, emmek, Lobb’un (2005)  makalesinde, bebeği –ihtiyacı doğrultusunda- çevresiyle spontan bir biçimde etkileşime geçiren doğal bir kapasite olarak ele alınmaktadır. Eğer çocuk emmekten alıkonursa, ihtiyacını doyurmak için çeşitli yollar arayacak (ağlamak gibi), başka bir deyişle engellenme durumu karşısında yaratıcı bir adaptasyon gerçekleştirecektir.

Kişi engellenme durumundan olumsuz etkilenecektir tabi ancak Geştalt yaklaşımı -yukarıdaki örnekte sütün kalitesi ya da ebeveyn davranışı gibi- nedenlerle ilgilenmeyecektir (Lobb, 2001). Prochaska ve Norcross’un (2007) da belirttiği gibi, çocuğun öz-destek mekanizmaları oluşmadan dış desteğin çekilmesi, çocuk için neyin doğru olduğuna sürekli ebeveynlerin karar vermesi, çocuğun çok fazla şımartılması gibi durumlar, çocuğun olgunlaşma sürecinde takılmasına yol açabilir. Ancak Geştalt yaklaşımı bu nedenlerle ilgilenmeyip, emme örneğinde de olduğu gibi, kişinin bu engellenme durumlarına nasıl adapte olduğu üzerinde duracaktır (Lobb, 2005; Prochaska & Norcross, 2007). Zira Geştalt yaklaşımına göre şu anki problemler için neden aramak –mesela aileyi suçlamak-, olgunlaşma sürecinde kritik olan sorumluluğu almaktan hala kaçınıldığına işaret etmektedir (Prochaska&Norcross, 2007).

O halde bireyin yaşadığı çevreyle etkileşimindeki çıkış noktası bireyin doğal ihtiyacıdır. Bu doğal ihtiyacın doyurulmasının engellenmesi durumlarında ise bireyin yeni durumlara adaptasyon göstereceği varsayılır. Adaptasyonda sorun çıkması durumunda ise, kişinin çevreyle kurduğu ilişki içinde spontanlığını yeniden yakalaması ancak, Lobb’un (2005) ifade ettiği gibi, organizma-çevre alanında deneyimin –Geştalt deneyim döngüsü çerçevesinde- yeniden organize edilmesi ile mümkün olacaktır. Geştalt terapi teknikleriyle amaçlanan da işte bu yeniden organizasyonun ve sonucunda spontanlığın geri kazanımıdır. Bu bağlamda, bireyin içinde yaşadığı çevreyi nasıl etkilediğini anlamak için öncelikle, -etkileşimin çıkış noktası olan- bireyin ihtiyacının ne olduğu sorusunu cevaplamamız gerekmektedir.

Nedir bireyin ihtiyacı?

Davison ve Neale (2004) kişinin çevresiyle ihtiyaç, korku ya da arzularını dışa yansıtmak suretiyle etkileşime geçtiğine işaret eder. Geştalt sisteminin kurucusu Perls (akt.  Prochaska&Norcross, 2007) bu etkileşimin doğasına baktığında, insanoğlunun ana amacının açlık, susuzluk, cinsellik,  güvenlik gibi temel biyolojik ihtiyaçlarını doyurmak olduğunu belirtir. Bu bağlamda, Perls, sosyal rolleri de bu ana amaçlara ulaşmak üzere yararlandığımız araçlar olarak yorumlamıştır.

Ancak Prochaska ve Norcross’un belirttiği üzere, günümüz insanı için doğal ihtiyaçların karşılanması çoğunlukla ikinci plana düşmüştür ve kişiler temel amaçlarından saparak kendilerini sosyal oyunlar içine hapsetmişlerdir. Araçtan ziyade amaç haline gelen bu sosyal roller, zamanla egonun ayrılmaz parçaları haline gelir ve kişi, sosyal çevresini daha etkin biçimde manipüle edebilmek amacıyla, bütün enerjisini sosyal rolünü -öğrenci, öğretmen, terapist vs.-  daha iyi oynamak için harcar. Bu davranışlar tekrarlandıkça alışkanlıklarımız, sonrasında da katı davranış örüntüleri haline gelir. Bu durumda bize özgü, doğal, spontan varoluşumuz yerini, kaçınılmaz olarak, sınırlı, katı ve sahte bir varoluşa bırakacaktır (Prochaska&Norcross, 2007).

Kişi, sosyal rolünü amaç haline getirip kendine ve temel ihtiyaçlarına karşı bir yabancılaşma yaşayınca, çevreyle etkileşiminde de doğallığını, spontanlığını ve yaratıcılığını kaybedecektir. Artık çevreyle etkileşiminde kendi gibi davranmaktan ve kendi ihtiyaçlarını karşılamaktan ziyade, sosyal rolüne göre davranacak ve o rolün gereği olarak gördüğü –sonucunda yaşadığı tatminsizliğin nedenini bir türlü anlayamadığı- etkileşimlere yönelecektir. Şimdi temel ihtiyaçların karşılanması sürecinde bireyin yaşadığı çevreyi nasıl etkilediğini daha iyi anlayabilmek için; duyum, farkındalık, harekete geçme, hareket, temas, doyum ve geri çekilme basamaklarından oluşan Geştalt deneyim döngüsünü (Woldt&Toman, 2005), Lobb’un (2005) tanımladığı etkileşime geçmenin dört aşaması bağlamında aktarmaya çalışalım.

Lobb: Dört aşamada Geştalt deneyim döngüsü

Geştalt terapisinde kendilik, çevreyle etkileşime geçmek ya da etkileşimden çekilmek süreçleriyle tanımlanmaktadır. Lobb’a göre (2005), etkileşime geçmenin dört aşaması vardır:  Etkileşim öncesi, etkileşim, son etkileşim ve etkileşim sonrası. Biz de etkileşime geçmenin bu dört aşamasını, yemek yeme örneği üzerinden, -her aşamayı Geştalt döngüsünde hangi basamaklara denk geldiğini belirterek- aktarmayı ve bu sayede bireyin içinde yaşadığı çevreyi ne şekilde etkilediğini netliğe kavuşturmayı amaçlıyoruz.

Organizmanın kendi kendine aktive olması etkileşim öncesi olarak adlandırılır ve şekil/fon sürecini tetikleyen uyaran (ihtiyaç) işte bu safhada oluşur. Kendiliğin gelişiminde, açlık örneğini ele alırsak, etkileşim öncesi beden fondur, uyarıcı (yeme ihtiyacı) ise şekildir. (Lobb, 2005) Geştalt döngüsündeki duyum ve farkındalık işte bu ilk aşamada meydana gelir. Kişi onu çevreye yönelten doğal ihtiyacını duyumsar ve bu ihtiyacın ismini koyar.

Etkileşim aşamasında, kişi çevreyi ihtiyacını doyurmak için taramaya başlar (karnını doyurabileceği mekanların gözden geçirilmesi). Burada arzulanan obje şekil, yeme ihtiyacı ise fondur. Kişinin kendini konumlandırdığı aşamanın ardından manipülasyon aşaması gelir. Burada kişi, bazı olasılıkları seçerken, bazılarını reddeder, bu doğrultuda, engelleri aşarak bu spesifik ihtiyacı karşılayabileceği yerlere yönelir (örneğin et yiyebileceği bir restoran bulur). (Lobb, 2005) Bu Geştalt deneyim döngüsündeki harekete geçme ve hareket safhalarına işaret eder. Çevreyle etkileşimin ilk adımları bu basamakta atılır.

Son etkileşimde ise, etkileşimin kendisi şekildir, çevre ve bedense fondur. Kendilik tümüyle çevreyle etkileşiminde spontan olmakla meşguldür, farkındalık yüksektir, kişi tamamen şu andadır (Yemek ısırılır, çiğnenir, tadı alınır). Seçim yeteneği gevşemiştir, çünkü artık seçecek bir şey yoktur. Çevre kişinin beslenmesine katılmıştır. Bu gerçekleştiğinde kişinin gelişimi de sağlanır (Lobb, 2005). Burada Geştalt deneyim döngüsündeki temas ve doyum aşamaları ele alınmıştır. Bu bireyin içinde yaşadığı çevreyle gerçekten temasa geçtiği ve gelişimi için gerekli doyumu sağladığı aşamadır.

Etkileşim sonrası safhada ise, içe alınan yemeğin hazmı ve onunla bütünleşme gerçekleşir. Bu süreç, tıpkı hazmetme süreci gibi, farkında olmadan meydana gelir. Kişi bu safhada kendine döner ve etkileşimden çekilir. (Lobb, 2005, sf.32) Burada ise Geştalt deneyim döngüsünün son aşaması olan geri çekilme gerçeklemektedir. Bir sonraki ihtiyaca kadar çevreden geri çekilme söz konusudur.

Bu örnek tabii ki karmaşık insan deneyimleri için çok basit kalmaktadır. Düşündüğümüzde, kişi çevreyle birçok farklı düzeyde etkileşime geçmektedir. Ama Geştalt yaklaşımına göre, tüm bu karmaşık etkileşim sistemlerinde ortak olan, emme örneğinde de olduğu gibi, kişinin, türlü adaptasyonlar aracılığıyla,  gelişime doğru gitme eğilimidir (Lobb, 2005). O halde, normal şartlar altında kişi ihtiyacı doğrultusunda çevresiyle etkileşime geçer ve uyumlu bir alma-verme süreci sonunda –yemeği hazmetmede olduğu gibi- çevreyle bütünleşir ve bu sayede gelişir. Peki, ihtiyaçların karşılanmasının engellenmesi halinde, birey yaratıcı adaptasyon sağlamakta güçlük çekerse ne olacaktır? Şimdi, engellenme durumlarında birey-çevre etkileşiminin nasıl olacağını anlayabilmek için, sosyal rollerden bahsederken kısaca değindiğimiz etkileşimde sahtelik eğilimine bir göz atalım.

İhtiyacın karşılanmasının engellenmesi: Savunma mekanizmaları

“Değişim ancak kişi kendi olduğunda gerçekleşir, kendinden başkası olduğunda değil”.

Beisser

Beisser’in (akt.  Melnick&Nevis,2005) paradoksal değişim prensibiyle de paralel olarak, Geştalt yaklaşımında bütünleşme ve büyüme ancak kişi çevreyle etkileşiminde kendi olursa gerçekleşecek bir durum olarak ele alınmaktadır. Eğer kişi parçalarıyla bütünleşmezse, iç çatışma ortaya çıkar ve bu da kişi ve öteki arasında ihtiyaç duyulan etkileşimin gerçekleşmemesine yol açar (Yontef, 2005). Bu bana “Ağlamayan çocuğa meme vermezler” deyişini anımsattı. Gerçekten de bir sebeple gerçek ihtiyacını dile getiremeyen kişi çevresiyle kurduğu ilişkide de esas ihtiyacı olanı alamayacaktır. Şimdi, paradoksal değişim prensibini de aklımızda tutarak, kişinin ihtiyacının karşılanması kısıtlandığında ya da engellendiğinde ortaya çıkabilecek durumlara bakalım. Acaba bu durumlarda birey-çevre etkileşimi nasıl şekillenecektir.

Prochaska ve Norcross’un (2007) ifade ettiği üzere, kişinin spontanlığı bir sebeple engellendiğinde, doğal ihtiyaç kaçınılması gereken bir kaygı kaynağı haline dönüşür. Örneğin, spontan biçimde babasına sarılma ihtiyacı hisseden bir kızı ele alalım. Bu kız babasının soğukluğu ile karşılaştığında, spontan ihtiyacını durdurur ama onunla etkileşime geçme niyeti ortadan kalkmaz. Bu noktada bloke edilen “Ona sarılmak istiyorum” uyaranı, kızın kaygısının artmasına neden olur ve kız bu kaygıdan kaçınmak için çeşitli savunma mekanizmaları geliştirir (Lobb, 2005). Bu savunma mekanizmaları içe alma, yansıtma, kendine döndürme, kendini seyretme ve iç içe geçmedir (Prochaska&Norcross, 2007). O halde böyle bir durumda kişi çevresiyle etkileşime geçmenin yolunu spontanlığı kesintiye uğratan ya da ona direnç gösteren yöntemler –kaygısını azaltan savunma mekanizmaları- aracılığıyla bulacaktır.

Çevreyle etkileşimi spontanlıktan alıkoyan ilk yöntem içe almadır. Burada uyarıcıyı kesmek için kişi bir kural ya da çocuksu bir tanımdan yararlanacaktır: “Babamla bu kadar samimi olmamalıyım!” ya da “Babalara sarılınmaz!”.  İkinci yöntem yansıtmadır. Burada, içten gelen uyarıcı sahiplenilmez ve çevreye atfedilir: “Babam beni reddediyor” “Samimiyetim ona göre yanlış”.  Üçüncü mekanizma olan kendine döndürmede ise uyarıcı kişinin çevreyle etkileşime geçmek yerine,  kendine dönmesi sonucu kesintiye uğrar: “Babama sarılmaya ihtiyacım yok” ya da “Bu benim için iyi olmaz”. Bir diğer mekanizma olan kendini seyretmede çevreyle etkileşime geçilir fakat bu etkileşim o kadar erken sonlandırılır ki deneyimin eşsizliği algılanmaz. Yani bu örnekte, kız babasına sarılır ama bu olayın eşsizliğini deneyimlemez, kendine şunları söyler: “Ona sarılmanın benim için yeni bir şey olmayacağını biliyordum!”. Son mekanizma olan iç içe geçmede ise uyarıcı hiç gelişmeyecektir. Çünkü çevreden ayrışma daha başlamamıştır bile. (kişi burada babasının soğukluğunu kendi tutumu olarak görür ve ona sarılma ihtimalini düşünmez bile) (Lobb, 2005). Tüm bu cümleler ne kadar tanıdık öyle değil mi? Esas ihtiyacın babaya sarılmak olduğu düşünülünce, spontan, karşılıklı ve doyurucu bir etkileşimden, türlü gerekçelerle, ne kadar da uzağa savrulabiliyoruz.

Buraya kadar bireyin çevreyle etkileşiminde sergilediği iki eğilimden bahsettik. Bunlardan ilki kişinin ihtiyacı doğrultusunda çevreyle yaratıcı ve spontan bir etkileşime girmesi, ikincisi ise ihtiyacının doyurulmasının kısıtlanması ya da engellenmesi durumunda, çevreyle ancak sahte, katı ve sınırlı bir etkileşime girmesiydi. Geştalt terapisiyle hedeflenen de yukarıda bahsedilen Geştalt deneyim döngüsünün tamamlanması ve çevreyle kurulan ilişkinin sahtelik zemininden spontanlık ve yaratıcılık zeminine çekilebilmesidir. Bu anlamda, Geştalt terapisinin birey-çevre etkileşimine bakışının üzerinden kısaca geçmenin faydalı olacağını düşünüyoruz.

Geştalt terapi teknikleri

Davison ve Neale’in belirttiği üzere, Geştalt terapisti, kişinin içinde yaşadığı çevreyle şu anda, yargısız ve tefekkürsüz bir zeminde yüzleşmesini amaçlar (Davison&Neale, 2004). Bowman’a göre de, Geştalt terapisi kişinin toplumla ve çevreyle bağlantısını artırmayı hedefleyen bir süreç psikoterapisi olarak tanımlanmıştır. (Bowman, 2005). Bu amaçlar doğrultusunda Geştalt psikoterapi sürecinde terapist tarafından birçok spontan ve yaratıcı teknik uygulanır. Böylelikle Geştalt döngüsünde meydana gelen takılmaların aşılması ve döngünün tamamlanması hedeflenir. Aşağıdaki tekniklerde göreceğiniz gibi bireyde bedenine ve duygularına yönelik farkındalık yaratmak ve bunların dışavurumunu desteklemek en önemli terapötik amaçlar olarak karşımıza çıkmaktadır.

Örneğin, boş-sandalye tekniği kişinin önemli ötekilerle tamamlanmamış ilişkilerin, bugüne yansımalarını ortadan kaldırmak amacıyla kullanılır. Bu danışanın bastırılmış ihtiyaçlarının farkına varmasına, bunun güçlü bir şekilde ifade edilmesi ise kişinin duygusal olarak ötekinden ayrılmasına yardımcı olur (Prochaska&Norcross, 2007; Joseph, 2001). Geştalt yaklaşımında, kullanılan diğer bir yöntem ben-dilidir. Bu yöntemle kişinin duyguları ve davranışları için sorumluluk almaya yönelmesi sağlanır, böylelikle kişinin kendine yabancılaşma duygusu azalır ve kendisini edilgen görmekten çok etkin görmeye, davranışları dış koşullarca belirlenen biri olmaktan çıkıp açık ve araştıran biri haline gelmesine yardımcı olur (Prochaska&Norcross, 2007; Davison&Neale,2004). Tersine çevirme yöntemiyle kişinin hissettiği duygunun zıttına da sahip olduğu gerçeği ile yüzleşmesi hedeflenir. Böylelikle kişi gömülmüş yönleriyle bütünleşebilecektir. Perls “Söylediklerimiz genellikle bir dolu yalan ya da ıvır zıvırdır. Ancak ses, jestler, duruş, yüz ifadesi, psikosomatik dil oradadır” diyerek sözel olmayan ipuçlarına yönelik farkındalığı artırmayı da amaçlar (Davison&Neale, 2004). Metafor kullanımı (problemin dışlaştırılması için alışılmadık senaryolar yaratmak) ve rüya çalışması da kaçınılan duyguların dışa vurulması, kişinin duygularına yönelik farkındalığının artması ve dolayısıyla çevresiyle olan ilişkilerini aktif bir aktör olarak yeniden düzenlemesine imkan veren diğer tekniklerdir (Davison&Neale,2004; Prochaska&Norcross, 2007). Tüm bu egzersizlerde kişinin kutuplarını konuşturması ise, onu şimdi ve burada olmaktan alıkoyan faktörleri fark etmesine yardımcı olur (Prochaska&Norcross, 2007). Özetle, Geştalt terapi yaklaşımı, danışanların daha dışavurumcu, daha kendiliğinden ve kendi ihtiyaçlarına daha çok özen gösteren bireyler haline gelerek çevreleriyle spontan bir biçimde etkileşime geçmelerini hedefleyen bir yaklaşımdır.

Sonuç

Geştalt terapisi bireyin ihtiyaçları doğrultusunda çevreyle spontan ve yaratıcı bir etkileşime girmesini hedefler demiştik. Ancak bu bazı çevreler tarafından pragmatik ve ben-merkezci bir yaklaşım olarak görülmüş ve sosyal duyarlılık bakımından eksik bulunarak eleştirilmiştir (Davison&Neale,2004).  Bu noktada Perls, topluma uymanın ancak toplumun daha sağlıklı ve dengeli olduğu zamanlarda bir terapi amacı olabileceğini savunarak bu eleştiriye karşı çıkmıştır. Perls “hasta” olarak yorumladığı modern topluma baktığında (akt. Prochaska&Norcross, 2007) şöyle der: “Şimdi iki seçeneğiniz var ya bu kolektif psikoza dahil olacaksınız, ya da sağlıklı bir birey olmanın ve belki bu sebeple çarmıha gerilmenin riskini alacaksınız.” Denes-Radomisli de (akt. Prochaska&Norcross, 2007), topluma uyum sağlamayı kendinden her gün biraz daha fazlasını feda etmek olarak yorumlamıştır.

O halde Geştalt yaklaşımına göre; alternatiflerimiz şöyledir: ya topluma yabancılaşmak, çünkü sağlıklı insan yabancıların dünyasında bir yabancı olur; ya da kendine yabancılaşmak, bu durumda da kişi topluma uyayım derken kendine yabancılaşır (Prochaska&Norcross, 2007). Bu noktada, Geştalt yaklaşımı, kendimize yabancılaşmamak için topluma yabancılaşma riskini göze almamızı ister. Bu birçokları için alınması çok zor, hatta imkansız bir risk olarak karşımıza çıkmaktadır. Toplum kendimiz olmamız karşısında sürekli engel teşkil edecek, enerjimizin büyük bir kısmı sosyal rollerimize harcanacaktır. İnsanın bu döngüyü kırmasındaki potansiyeline güvenmek oldukça umut verici, ama toplumun birçok kesimi için ne kadar gerçekçidir? Davison ve Neale de (2004) Geştalt yaklaşımında insan doğasının iyi amaçlı ve güçlü olduğuna yönelik varsayımının eleştiriye açık olduğunu belirtmiştir. Bu noktada kişinin potansiyeline güvenip –ki kişinin yeterli davranış repertuvarı olmayabilir (Davison &Neale, 2004) – dışavurumculuğunu desteklemek, nasıl yüzeceğini bilmediği bir denize onu arkasından itmek gibi olmayacak mıdır? Yoksa bu yaklaşıma ve uygulanabilirliğine karşı tüm bu soru işaretlerimiz potansiyelimize karşı hep şüpheyle bakmaya alışmış olmamızdan mı kaynaklanmaktadır?

Bu noktada, gelişme potansiyeline inancına rağmen, Perls de toplumun sağlıklılığına o kadar güvenmez ki; Kanada’da bir Geştalt topluluğu yaratarak aşkınlığı yaşama hayalinden bahseder. Buna göre, sınırlı sayıda insan burada hem kendisiyle, hem de toplumdaki diğer insanlarla bütünleşebilecektir. (Prochaska&Norcross, 2007). Görünen o ki, insanın gelişim ve sorumluluk alma potansiyeline ne kadar güvenirse güvensin, Perls de topluma –ki toplum da gelişim ve sorumluluk alma potansiyeline sahip bireylerden oluşmaktadır- karşı gelmenin yaratacağı risklerin olmadığı bir dünya hayal ederek, hedefin zorluğunu ve bir anlamda da kendi içindeki çelişkisini ortaya koymaktadır.

 

Kaynaklar

Davison, G.C., Neale, J.M. (2004) Anormal Psikolojisi. Çev: İ. Dağ. Ankara: TPD. Orijinal basım tarihi: 1998.

Joseph, S. (2001) Psychopathology and Therapeutic Approaches: An Introduction. Basingstoke: Palgrave.

Lobb, M.S. (2005) Classical Gestalt Therapy Theory. In Gestalt Therapy: History, Theory and Practice. Woldt, A.S.&Toman, S.M (Eds.) pp.21-41. Sage Publications, Inc.

Melnick, J., Nevis, S.M. (2005) Gestalt Therapy Methodology. In Gestalt Therapy: History, Theory and Practice. Woldt, A.S.&Toman, S.M (Eds.) pp.101-117. Sage Publications, Inc.

Prochaska, J. O., Norcross, J. C. (2007) Systems of Psychotherapy: A transtheoretical Analysis. Thomson Brooks/Cole

Woldt, A.L. (2005) Pre-Text: Gestalt Pedagogy: Creating the Field for Teaching and Learning. In Gestalt Therapy: History, Theory and Practice. Woldt, A.S.&Toman, S.M (Eds.) pp.ix-xv. Sage Publications, Inc.

Yontef, G.M. (2005) Gestalt Therapy Theory of Change. In Gestalt Therapy: History, Theory and Practice. Woldt, A.S.&Toman, S.M (Eds.) pp.81-101. Sage Publications, Inc.

 

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

Ay ay

ve yeni yazılar e-postama da gelsin dersen tıkla!

Diğer 4.436 takipçiye katılın

%d blogcu bunu beğendi: