Empatinin İki Farklı Yüzü: Kohut ve Rogers’a Göre Empati

1

Aralık 2, 2012 tarafından miraysasioglu

sekil-fonMiray Şaşıoğlu, Kl. Psk. Uzm.

Genel olarak, bir kişinin kendisini bir başka kişinin yerine koyabilmesi ve bu yolla onun duygu, düşünce, tutum ve yaşantısını anlayabilmesi olarak tarif edebileceğimiz empatinin varlığı (akt. Gülseren, 2001, sf.134), farklı yaklaşımların da üzerinde uzlaştığı üzere, psikoterapi uygulamalarında gerekli temel unsurlardan biri olarak karşımıza çıkmaktadır. Gülseren (2001, sf.135)  empatinin tanımı yapılırken, zaman içinde kavramın farklı yönlerinin ön plana çıktığına dikkat çekmekte ve bu durumun ise büyük ölçüde psikoterapi yaklaşımları arasındaki görüş ayrılıklarını yansıttığını ifade etmektedir.

Bu noktada Bohart (1991, sf.35) empatinin birçok alt anlamı da içinde barındırmasından dolayı (öyle ki Gladstein ve arkadaşları (akt. Bohart, 1991, sf.35) empatinin 18 farklı çeşidi olduğunu belirtmişlerdir), farklı psikoterapi yaklaşımlarının empatiye bakışlarını karşılaştırmanın zorluğuna işaret etmektedir. Öte yandan, bu farklı yaklaşımlar da birbirinden net sınırlarla ayrılan, bölünmez yapılar değildir. Bu durum, empati kavramına bakışları açısından öne çıkan kendilik psikolojisi (Kohut) ve danışanı merkez alan yaklaşımı (Rogers) karşılaştırmamızın önünde bir engel teşkil etse de, bu zor ve belirsiz süreçten bir yaratıcılık ve anlam çıkarmak ümidiyle yola çıkıyoruz.

Kendilik psikolojisi genel olarak dürtü yaklaşımından uzaklaşarak, terapist ve danışan arasındaki etkileşimi ön plana çıkarmış ve bu etkileşimin gerek gelişimin sağlanması gerekse psikopatolojinin düzeltilmesi üzerindeki önemli rolüne dikkat çekmiştir (Gülseren, 2001, sf.143-144). Bohart’ın (1991, sf.35) ifade ettiği gibi, kendilik psikolojisinin gelişimi, bu yaklaşımın empatinin terapi sürecindeki önemini vurgulayan bir diğer yaklaşımla -danışan-merkezli yaklaşımla- sıklıkla karşılaştırılmasına neden olmuştur. Kendilik psikolojisinde de danışanı merkez alan psikolojide de empati kavramına vurgu yapılmasına rağmen, gerçekten de bu yaklaşımlarda empatinin işlevi, kullanılmasındaki amaç ve bu bağlamda geçmişe, bugüne ve kişinin sorumluluğuna yapılan vurgular arasında farklılıklar vardır.

Empatinin işlevi ve amacı

Kohut da Rogers da yazılarında empatik ilişkinin tek başına iyileştirici doğasından söz etmiştir (Kohut, 2004, sf.200; Kohut, 2004, sf. 171; Rogers, 1961, sf.33) ve her ikisi de bu ifadelerinin yanlış anlaşıldığından hatta kötüye kullanıldığından yakınmıştır (Rogers, 1980, 139; Kohut, 2004, sf.196). Empati tek başına kişinin gelişimini destekleyen bir yaklaşım olsa da, temel terapötik hedef diyebileceğimiz kalıcı değişimin gerçekleşebilmesi için temel düzeyde empati, her iki kuramcı tarafından da yeterli görülmez.

Örneğin, Kohut analiz nasıl tedavi eder sorusunun cevabı olarak analizde yapılan yorumları ileri sürer. Kohut’a göre, anlamaktan açıklamaya geçiş alt düzeydeki bir empati biçiminden üst düzeydeki bir empati biçimine geçişi temsil eder (Kohut, 2004, sf.202). Danışanı merkez alan terapi de benzer olarak temel empati ve gelişmiş empati kavramlarından söz etmektedir. Temel empatide terapist danışanın düşünce, duygu ve yaşantılarını danışanın bakış açısından yeniden ifade ederken, gelişmiş empatide görünenin altında yatanı yorumlayıp bir hipotez oluşturarak danışanın alışık olduğu perspektiften oldukça farklı bir biçimde ele almasının yolunu sunar (Davison&Neale, 2004, sf.531-532). Empatiyi iki aşamada değerlendirmeleri ve ilk aşamada açıklama, ikinci aşamada ise yorumlamayı kullanmaları bakımından bu iki kuram benzerdir.

Ancak Bohart’ın belirttiği gibi (1991, sf.38), psikanalitik teoride empati, analistin danışanın içsel dinamiklerini kavrayıp, bir model oluşturması ve neticesinde yapacağı yorumlarla danışanın içgörü sağlaması temel amacı üzerine kurulmuşken (Berger, 1987, sf.4: Bohart, 1991, sf.38); danışan merkezli terapistler sadece “şimdi ve burada” danışanın deneyimsel olarak erişilebilir olan dünyasıyla ilgilidirler. Empatiyi de tam da o andaki deneyimi anlamak için kullanırlar. O deneyimin içinde değişimin kavramsal modellerini kurarlar kurmasına ancak buradaki amaç kendilik psikolojisinde olduğu gibi danışanın geçmişe dönük içgörüsünü artırmak değil; kişinin şu andaki deneyimini süreç içerisinde modellemektir (akt. Bohart, 1991, sf.39) O halde bu iki yaklaşım empatiyi sınıflandırmaları bakımından birbirine benzese de, empatinin terapi sürecindeki işlevi ve amacı bakımından birbirinden farklılaşmaktadır. Şimdi bu farklılaşmayı biraz daha ayrıntıya inerek anlamaya çalışalım.

Empati şu anda, ama terapötik odak hangi zamanda?

Bilinçdışı ve aktarım

Kohut’a göre, iyi bir analist çocukluk geçmişini güncel aktarımın dinamiklerinde anlar, bu çocukluk arzu ve ihtiyaçlarının ifadesi söz konusu olduğunda araya giren bilinçdışı çatışmalarını kavrayıp yeniden kurgular ve bu sayede danışanın içgörü kazanmasına yardımcı olur (Kohut, 2004, sf.203). Empati, burada terapistin hipotezini oluşturmasında önemli ve vazgeçilemez bir işleve sahip olmasına rağmen, -Gestaltçı ifade ile-  aktarım şekil (öne çıkan, odaklanılan), empati ise fon (arka planda kalan) gibi görev yapmaktadır. Mearns’e göre, danışanı merkez alan terapist ise empati aracılığıyla bilinçdışını ortaya koymaya çalışmayacak, aktarımı cesaretlendirmeyecektir, ama danışanın aktarım meselelerini anlaması için, ilişkide ortaya çıkan her durumla çalışacaktır. Tam olarak orada, o anda ve ilişki içinde kalarak, kendilik psikolojisinin tersine, aktarım durumunu ortadan kaldırmaya ve danışanın gerçek bir ilişki içinde kendini keşfetmesine odaklanacaktır. Terapistin bu yaklaşımı ilişkide aktarımın kökleşmesine izin vermezken, terapistin kendiyle uyumlu oluşu danışan için de bir model oluşturur. Bu şüphesiz ki danışanın sorumluluk almasına ve doğru güç dinamiklerini oluşturmasına yardımcı olan bir tutumdur (Mearns, 1994, sf.78). Burada da aktarım fon, empati şekil olarak öne çıkmaktadır. O halde empatinin içeriği her ne kadar aynı olsa da, bu iki yaklaşım arasında empatinin terapötik ilişki içinde çoğunlukla fon olarak mı şekil olarak mı kullanıldığı bakımından farklar vardır.

Öte yandan, Rogers’ın yaklaşımında empati, terapist ve danışan arasında iyileştirici ilişkinin kurulabilmesi için, adeta terapistin sahip olması gereken kişilik özelliklerden biri ve koşulsuz olumlu kabul ve içtenlikle birlikte kişiyi değişime götürdüğü düşünülen başlı başına terapötik bir öğe olarak karşımıza çıkmaktadır (Davison&Neale, 2004, sf.530-531).  Bu noktada, Kohut için kişinin geçmişe dönük içgörü kazanması, bir diğer deyişle bilinçdışının bilinçli hale gelmesi temel bir hedef olarak karşımıza çıkarken, Rogers’a göre (akt. Bohart, 1991, sf.40) temel hedef kişinin bilinçliliğini artırmaktan ziyade, ona yolculuğunda bir yol arkadaşı olmaktır. Sonuç olarak bu eşlik, kişi kendisini dinlemeyi öğrendikçe, bilinçliliğin artmasına neden olur ancak burada bilinçliliğin artışı amaçtan ziyade bir yan ürün, bir sonuç olarak karşımıza çıkar. O halde bu yaklaşımların çıkış noktaları, odaklandıkları zaman ve şu anda empatiyi kullanmalarındaki hedef birbirinden farklı olsa da, sonuçta ortaya çıkacak kendilik durumu birbirine benzerdir. Kendilik demişken, acaba bu iki yaklaşımın kendilik kavramını tanımlayışları birbirinden farklı mıdır?

Kendilik tanımı

Bu iki yaklaşımın empatiyi kullanımlarındaki kendilik tanımlarına bakacak olursak, birinin yapısallığı diğerinin ise süreci ön plana çıkardığını görürüz. Danışanı merkez alan terapiye göre, kendilik geçmişte değil, kişinin kendisi ve dünyasıyla etkileşim içinde olduğu o anda ortaya çıkmaktadır. Buradaki organizasyon sürekli değişen, gelişen akış içinde bir organizasyondur. Varoluşsal görüşlerle paralel olarak, kendilik, kimlik ve anlam kişinin sürekli yapıları değildir. Bunlar süregiden bir temelde kişinin ortaya çıkardığı deneyimlerdir. Bu anlamda yapı sürecin bir parçasıdır (Bohart, 1991, sf.44). Kendilik psikolojisinde ise daha çok kendilikle ile ilgili yapısal kavramlara vurgu yapılır. Bohart’a göre, kendilik psikolojisinde süreçten bahsedilirken bile kendilik kavramında bir yapısallık dikkati çekmektedir (Bohart, 1991, sf.43).

Kendilik konusunu biraz daha açmak gerekirse, Mitchell’in ifadesiyle, kendilik psikolojisinde analizan “eksiklik hastalığına” yakalanmış gibi görünür ve tanımlanır. Doğru mineral ve gıdadan mahrum kalan bitkilerde görüleceği gibi, büyüme durmuştur. Bu anlamda, kişinin duraklamış gelişimini yeniden başlatabilmek için analist anlayışlı bir yaklaşıma ilaveten yoksun kalınan ebeveyn işlevlerini ikame etmeyi amaçlamaktadır (Mitchell, 2009, sf. 133). Yani zamanında tamamlanmamış yapısal bir eksiklik, adeta dışsal bir müdahale ile yerine konacaktır. Bu anlamda kendilik psikolojisinde analitik ilişki tıpkı çocuklukta ebeveyn-çocuk ilişkisinde olması gerektiği gibi koruyucu, müşfik bir yapıda şekillenmektedir (Mitchell, 2009, sf.303).  Danışan merkezli terapide de çocuklukta yaşanan olayların yetişkin kimliğinin oluşmasındaki etkisini göz ardı edilmez ancak kendilik psikolojisinin aksine danışan-merkezli terapide daha çok şu andaki ihtiyaçlarımız ve kendimizi gerçekleştirme yönündeki amaçlı çabalarımız üzerinde durulur. Rogers’a göre davranış geçmişte gerçekleşmiş şeyler nedeniyle oluşmaz, gerilimler ve ihtiyaçlar gibi kendilik de yalnızca şu anda oluşmaktadır (Yazgan İnanç&Yerlikaya, 2008, sf.296). Kohut’un danışanı geçmişinde doyurulmamış ihtiyaçlarının doyurulması beklentisiyle terapistinin karşısında otururken; Rogers’ın danışanı ise o anın ihtiyaç ve gerilimleriyle terapi odasında bulunmaktadır. Birinin kendiliğinin gelişimi geçmişe hapsolmuş, diğerininki ise hala sürmektedir. Tam bu noktada, bu yaklaşımların empatiyi kullanırken, ilerlemeye yönelik potansiyele yaptıkları vurgu arasındaki farklılıklara bakmakta fayda var.

İlerlemeye yönelik potansiyel

Danışan-merkezli yaklaşım, kişinin sürekli ilerlemeye yönelik olduğunun altını çizer. Kişi şu anda var olan problemini çözmek istiyordur (yalnızlık, terk edilme, başarısızlık gibi), geçmiştekini değil. Danışan merkezli yaklaşım, geçmiş deneyimlerin bugünkü problem çözme yöntemlerini etkilediği ancak kişinin doyurulmayan çocuksu ihtiyaçlarını değil normal yetişkin ihtiyaçlarını doyurmak istediğini savunur. Bunun sonucu olarak, bu yaklaşım Kohut’un kendilik psikolojisinde olduğu gibi, doyurulmamış arkaik aynalanma ve idealize etme ihtiyaçlarının doyurulmasını istemez. Terapistin empatisi var olan yaşam durumunda kişinin ilerlemesini, ama en önemlisi kişiye gelecekte kendine yönelik empati kullanılarak nasıl ilerleyebileceği öğretir (Bohart, 1991, sf.41). Bu, kendilik psikolojisinde olduğu gibi tamir etmekle ilgilenmeyen, şu an odaklı, yaratıcı ve  ileriye dönük bir terapi yaklaşımıdır.

Tüm bu verilerin ışığında diyebiliriz ki; kendilik psikolojisi, çocuklukta eksik kalmış empatiyi, ebeveyn-çocuk arasındaki ilişkiye benzer bir empatiyle ikame etme ve bu sayede tıkanmış gelişimi kaldığı yerden devam ettirmeyi hedeflerken geçmiş-odaklı bir tutum sergilemektedir. Danışan-merkezli yaklaşım ise yetişkine bu tarz bir bebek metaforu ile yaklaşmayıp, süreç odaklı, eşitlikçi bir ilişki kurmayı hedefler. Bu anlamda kullandığı empati danışanın şimdide kalmasına, şimdinin sorumluluğunu almasına ve potansiyellerini keşfetmesine yardımcı olur. Rogers kişinin kendisini doğru ve duyarlı olarak anlaşılmış hissettiğinde, doğal olarak kendine karşı bir dizi terapötik tutum geliştireceğini varsayar ve empatik anlayışla karşılanmanın o kimseyi etkin olarak büyümeye ve kendi kendisinin terapisti olmaya yönelteceğini söyler (Rogers, 1975, sf. 121). Gördüğünüz gibi, bu yaklaşımda empati kavramından; geçmiş, içgörü, bilinçdışı, aktarım gibi kavramlara uğranmadan, doğrudan kişinin kendisinin terapisti olma potansiyeline ve iyileşme durumuna geçilmektedir. Aslında burada da, yukarıda da birçok kere sözünü ettiğimiz gibi,  kişinin kendi sorumluluğunu almasının altı çizilmektedir. Sorumluluk kavramına bakışlarının farklı olması bakımından, bu iki yaklaşımı bu anlamda da karşılaştırmanın faydalı olacağını düşünüyorum.

Sorumluluk

Psikanalize, özellikle varoluşçu-hümanist gelenekten yöneltilen eleştiriler, psikanalitik kuramın insanoğlunu mekanik, insani olmayan bir biçimde kendi denetiminin ötesindeki güçlerin pasif kurbanı olarak tanımladığını öne sürmüştür (Mitchell, 2009, sf. 245). Psişik determinizmin bu eleştirisi, klasik psikanalizle sınırlı değildir, ilişkisel model içindekiler de dahil olmak üzere bütün psikanalitik okulları kapsar (Mitchell, 2009, sf. 246). Örneğin kendilik psikolojisine göre, hasta kendilik nesneleriyle olan ilişkilerinde kötü nesneler ağına tutulmuştur. Ebeveynler kendi zorlukları yüzünden sağlıklı gerçek ilişkilere yeterince fırsat vermemişlerdir. Zamanında içselleştirilmemiş kendilik nesnesi işlevleri empatik ilişki aracılığıyla içselleştirilir ve bu durum hastanın saklı kalan bağlantı kurma kapasitesini yeniden hayata geçirir. Bu formülasyonda sözü edilmeyen, Mitchell’e göre, analizanın yalnızca ağa yakalanmış olan sinek değil, aynı zamanda ağı ören örümcek olduğudur (Mitchell, 2009, sf. 260).

Bu noktada, yukarıda da bahsedilenlerin ışığında, danışanı merkez alan terapinin, kişiyi kendilik psikolojisinin gördüğü gibi ağa yakalanmış sinek olarak değil, aynı zamanda ağı ören bir sinek olarak gördüğünü söylemek yanlış olmaz sanırım. Bu yaklaşımda amaçlanan kişinin şu anda kalarak, şu anın sorumluluğunu alarak potansiyelini gerçekleştirmeye yönelmesi, yani kişinin ağı örmekle daha fazla zaman kaybetmemeyi seçmesidir. O halde, Bohart’ın ifadesiyle yaklaşımlardan biri kişinin olduğu şeyi, diğeri ise yaptığı şeyi değiştirmekle kalıcı değişimin geleceğini savunur (Bohart, 1991, sf.44).

Son olarak, danışanı merkez alan terapiye göre, kişinin kendi dünyasını seçtiği ve onu aktif olarak yarattığı ve eylemlerinden sorumlu olduğu gerçeğinin temel odak noktası olduğunun altını bir kere daha çizmek isterim. Ancak Mitchell’e göre, bu yaklaşımın temel sorunu felsefi ve etik açıdan ilgi uyandırıcı olmasına rağmen, psikolojik ve klinik olarak tatmin edici olmamasıdır. Sorumluluğu doğruca hastanın omuzlarına yerleştirirken, failliğin öne çıkarılması, hastanın yaptıklarını neden yaptığına dair ikna edici bir açıklama sağlamaz (Mitchell, 2009, sf. 261). Burada neden bu değil de diğer seçimlerin yapıldığı, neden başka türlü değil de bu türlü bir dinamiğin kurulduğu da değişimin sağlanması için önemli değil midir?

Sonuç

Gördüğünüz gibi bu iki yaklaşım da terapi süreçlerinde o an orada empatiyi kullanmaktadır ama kendilik psikolojisinin amacı kişinin geçmişe ve bilinçdışı süreçlere yönelik içgörü kazanması iken, danışanı merkez alan yaklaşımın amacı kişinin kendi potansiyelini keşfetmesi sürecinde ona destek olmaktır. Bu anlamda, kendilik psikolojisi empatiyi geçmiş odaklı; danışanı merkez alan yaklaşım ise süreç odaklı bir hedefle ele almaktadır. Kohut, empatiyi kullanarak geçmişteki çatışmaların ışığında yapısal bir model kurmayı hedeflerken, Rogers kişiyi sürekli bir değişim ve oluşum içinde gördüğünden birden çok yapısal model kurarak kişiyle birlikte ilerlemeyi hedefler. Bu noktada yapısal modelde empati aracılığıyla bilgi toplanarak terapistin kafasında –yine empatinin etkin olarak kullanılacağı- tedavi için bir yol haritası çizilirken; Rogeryan terapide terapist tarafından kişinin kendi yolunu çizmesi ve planını oluşturma kapasitesinin desteklenmesine odaklanılır. Çünkü kişinin gerçekten neye ihtiyacı olduğunu ancak kendisi bilebilir.

Tüm bu işlevsel farklılıklara baktığında, Bohart (1991, sf.40), psikanalizin ortaya çıkması halinde kişinin gelişimini sağlayacak gömülü sırları bulmayı hedeflediğini ve bu amaçla kişiyi uzun bir yolculuğa çıkardığını belirtir. Burada en önemli fayda kişinin kendisi hakkında bilmediklerini öğrenmesidir. Danışan merkezli terapi de kişiyi uzun bir yolculuğa çıkarır, ama bir şey bulmak hedefi ile değil! Onun yerine bu yaklaşımda hedeflenen, kişiye nasıl yolculuk yapacağını, nasıl arayacağını, nasıl risk alacağını, belirsizlikle, bilinmezlikle nasıl yüzleşeceğini öğretmektir. Kişi, her yeni ve farklı deneyimde önceki deneyimlerini de gözden geçirerek yeni ve yaratıcı bir yol bulur ve böylelikle kendilik ve durum yepyeni bir şekilde bütünleşir.

Bu noktada, iki yaklaşımın empatiye bakışları farklı olsa da, içgörü kazanımı hedeflenerek kişiye yaklaşmak, kişinin şu anda olma kapasitesinin artmasına; şu an ve deneyim-odaklı biçimde kişiye yaklaşmak ise, kişinin geçmiş deneyimleri konusunda içsel dinamiklerine karşı içgörü kazanmasına yardımcı olacaktır (Bohart, 1991, sf.46). Bu durumda, danışan-merkezli terapist, kişinin kendiliknesnesi işlevlerini içselleştirmesini sağlayabilir, ya da Kohutçu analist kişiyi bugüne döndürüp, kendi terapötik potansiyelini açığa çıkarabilir. Bu sınırların ayrımını yapmak, danışanın tam olarak neden faydalandığını belirlemek bu noktada kolay değildir. O halde hangi yaklaşım kullanılırsa kullanılsın, kişi bir diğer yaklaşımda hedeflenen amaçları da gerçekleştirebilir hale gelir ve burada farklılaşmayı yaratan hangi sonuçların ortaya çıktığından ziyade, hangi amaçla yola çıkıldığı ve empatinin her koşulda çok önemli bir konuma sahip olduğudur!

 

Kaynaklar

Bohart, A.C. (1991) “Empathy in client-centered therapy: A contrast with psychoanalysis and self-psychology”. Journal of Humanistic Psychology. Vol.34. No.1. 34-48. Sage Publications Inc.

Davison, G.C., Neale, J.M. (2004) Anormal Psikolojisi. Çev: İ. Dağ. Ankara: TPD. Orijinal basım tarihi: 1998.

Gülseren, Ş.(2001) “Eşduyum (Empati): Tanımı ve kullanımı üzerine bir gözden geçirme”. Türk Psikiyatri Dergisi. 12(2): sf.133-145

Kohut, H. (2004) “Empati Üzerine”.  Sf. 194-206. Çev: Erkan Kalem (orijinal basım tarihi: 1981) Psikanalizin “Öteki” Yüzü: Heinz Kohut’un içinde. İstanbul: İthaki Yayınları

Kohut, H. (2004) “İçebakış, Empati ve Akıl Sağlığının Yarım Çemberi”.  Sf. 165-193. Çev: Nafi Mitrani (orijinal basım tarihi: 1982) Psikanalizin “Öteki” Yüzü: Heinz Kohut’un içinde. İstanbul: İthaki Yayınları

Mearns, D. (1994) Developing Person-Centered Counselling. Sage Publications Inc.

Mitchell A.S. ( 2009) Psikanalizde ilişkisel Kavramlar. Çev:G. Algaç, İ. Anlı. İstanbul: Bilgi üniversitesi yayınları(orijinal basım tarihi: 1946)

Rogers, C.R. (1961) On Becoming a Person: A Therapist’s View of Psychotherapy. Houghton Mifflin Company. Boston

Rogers, C.R. (1980) A Way of Being. Houghton Mifflin Company. Boston

Yazgan İnanç, B., Yerlikaya, E.E. (2008) Kişilik Kuramları. Ankara: Pegem Yayınevi

Reklamlar

One thought on “Empatinin İki Farklı Yüzü: Kohut ve Rogers’a Göre Empati

  1. miraysasioglu dedi ki:

    Reblogged this on PSİKOLOJİ OKUMALARI and commented:

    farklı ekoller arasında “empati” tanımı değişir mi?

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

ve yeni yazılar e-postama da gelsin dersen tıkla!

Diğer 4.428 takipçiye katılın

%d blogcu bunu beğendi: