HEP BİR ADIM DAHA İLERİ GÖTÜREN SEÇİMLER

2

Aralık 5, 2012 tarafından miraysasioglu

Miray Şaşıoğlu, Kl. Psk. Uzm.

Kohut, kendiliknesnesi ile kurulan ilişkilerin, yetişkinlikteki nesne seçimleri ve kişilik üzerinde kesin bir etkisi olduğunu savunur (Kohut, 2004, sf.56). Biz de bu yazıda, kendilik psikolojisinin temel kavramları ışığında, erken dönem kendiliknesnesi ilişkilerinin, yetişkinlikteki eş ve arkadaş seçimlerimizi nasıl etkilediğini tartışacağız.

Sorumuzu cevaplamak için, öncelikle sağlıklı kendiliğin oluşum sürecini ele alacağız. Çünkü oluşan kendilik yapısının (sağlıklı veya hasarlı), sonraki nesne seçimlerimiz üzerinde önemli bir etkisinin olduğunu düşünüyoruz. Bu bağlamda temel narsisistik gereksinimler ve dönüştürerek içselleştirme kavramlarına değineceğiz. İkinci aşamada ise, çocukluğunda temel narsistik gereksinimlerine gereğince cevap verilmemiş ve içsel yapıları tamamlanmamış olan kişilerin, duraklamış olan gelişimlerini devam ettirebilmek için, yetişkinlikte bu ihtiyaçlarına cevap verecek kişilere yöneldiklerini savunacağız. Bu noktada da Kohut ve Wolf’un tanımladığı beş kişilik tipinden destek alacağız.

KENDİLİĞİN OLUŞUMU

Temel Narsisistik Gereksinimler

Dönüştürerek içselleştirme sürecinin temel elemanları kendiliknesnesi ve kendiliknesnesi işlevleridir. Kendiliknesnesini en sade şekliyle, öznenin desteğini almaya çalıştığı nesne olarak tanımlayabiliriz (Gill, 2004, sf.288). Bu çocuk için genel olarak anne-babadır (Kohut, 2004). Kendiliknesnesinin işlevleri ise yatıştırma, fiziksel ve duygusal sıcaklığın yanı sıra temel narsisistik gereksinimlerin karşılanmasıdır (Kohut,2004, sf.70). Çocuğun üç temel narsisistik gereksinimi vardır. Bunlardan ilki aynalayan kendiliknesnesi (çocuğun mükemmellik hissini onaylayan ebeveyn), ikincisi idealleştirilmiş ebeveyn imagosu (çocuğun hayran olduğu, kaynaşmak istediği,  tümgüçlü ebeveyn), üçüncüsü ise alterego (çocuğun birlikte güçlü ve görkemli olmak istediği akran, arkadaş, kardeş) gereksinimidir (Kohut&Wolf, 82-83; Erten, 2004, sf.13; Mitchell, 2009, sf. 271).

Bu gereksinimlerin uygun şekilde karşılanıp karşılanmamasının, daha sonraki ilişki seçimlerimiz üzerinde yarattıkları etkiyi Erten, “Kendilik nesnesi gereksinimleri tüm ilişkilere kendi renklerini verirler.” diyerek çok güzel özetlemektedir (Erten, 2004, sf.10-16). Peki ama nasıl?

Dönüştürerek içselleştirme

a) Sağlıklı Kendilik: Dönüştürerek içselleştirme, aynalayan ya da idealize edilen kendiliknesnelerinin bu temel gereksinimlere yanıtlarındaki travmatik olmayan küçük başarısızlıkların sonucunda gerçekleşir. Çocuk böylelikle kendiliknesnesi işlevlerini içsel bir yapıya dönüştürür ve bu yapı sayesinde ilerde de narsisistik gerilimleriyle baş etme ve kendi kendini yatıştırma becerisi kazanır (Kohut, 2004, sf.70-71). Erten -kazanıldığı takdirde bir daha kaybedilmeyen (Kohut, 2004, sf.54)- bu iç yapıyı yetişkinlik yaşantılarımızda yaşadığımız hayalkırıklıkları karşısında özgüvenimizi koruyan bir termostata benzetmiştir (Erten, 2004, sf.14). Kazanılan bu iç yapı özerk bir kendiliğin ve kendilik işlevlerinin oluşumunun ve çocuğun ebeveynden ayrışmasının habercisidir (Kohut&Wolf, 2004, sf.88).

b) Hasarlı Kendilik: İşlerin yukarıdaki gibi yolunda gitmediği, yani ebeveynlerin –muhtemelen kendi narsisistik hasarlarından ötürü-  çocuğun narsistik dönemlerine uygun eşduyumlu yanıtlar veremediği ve çocuğa küçük mahrumiyetlerin ötesinde travmatik deneyimler yaşattıkları durumlarda ise; kendiliknesnesi işlevlerini üstlenen kendiliğin temeli olan iç yapılar oluşamaz. Kohut bunu hasarlı kendilik olarak tanımlar (Kohut, 2004, sf.70-71; Kohut&Wolf, 82-83). Bu durumda çocuk o dönemin eşduyumla karşılanmayan narsisistik ihtiyacına saplanır kalır ve karşılanmayan bu gereksinimlerini ileriki yaşantılarında kendi dışındaki nesneler yani ötekiler aracılığıyla doyurmaya çalışır.  Bu kişiler kendi kendilerine sağlayamadıkları kendiliknesnesi işlevlerini hep dışarıdaki insanlarda arayacaklar ve dolayısıyla bağımlı kişilik özellikleri göstereceklerdir (Kohut, 2004, sf. 55- 56; Kohut&Wolf, 82-83).

Buraya kadar, kendiliknesnesi, kendiliknesnesi işlevleri ve dönüştürerek içselleştirme sürecinden bahsettik. Dönüştürerek içselleştirmenin gerçekleşmesi durumunda, sağlıklı ve özerk bir kendilik oluşumuna ve ebeveynden ayrışmaya; gerçekleşmemesi durumunda ise hasarlı kendiliğe ve bağımlılığa değindik. Bu iki durumun da temelinde kendiliknesneleriyle kurulan ilişkilerin yattığı açıktır. O halde kendiliknesneleriyle kurduğumuz ilişkilerin yapısı, kendiliğimizin yapısına, bu yapı ise yetişkinlikteki arkadaş ve eş seçimlerimize öncüllük eder sonucuna varabiliriz.

YETİŞKİNLİKTE DURAKLAYAN GELİŞİMİ SÜRDÜRME EĞİLİMİ

Kendilik ile kendilik nesnelerinin narsistik karakterdeki yoğun etkileşimi sadece çocuk ve ebeveyn arasındaki ilişkinin sınırları içerisinde kalmaz, yaşamın bütününe ve ordaki tüm ilişkilere yayılır. (Erten, 2004, sf.16)

Hasarlı kendilik bölümünde, kişinin çocukluğunda –muhtemelen ebeveynin hasarlı kendiliğinden dolayı- doyurulmamış gereksinimlerini, yetişkinlik yıllarda kendi dışındaki nesnelerce doyurmaya çalışacağından bahsetmiştik. O halde tamamlanmamış dönüştürerek içselleştirme süreci, kişinin bu narsistik gereksinimlerini karşılayacağına inandığı arkadaş ve eşlere yönelmesine neden olacaktır.

Kendilik kuramcıları kişinin hep ilerlemeye ve kendilik oluşturmaya yönelik bir eğilimi olduğu görüşündedir ve genellikle isimleri gelişim-duraklama modelinde anılır (akt. Mitchell, 2009, 192; akt. Tura, 2004, 9-10). Daha açık bir ifadeyle; ebeveynin yetersizliği yüzünden duraksamış gelişim, yetişkinlikte uygun koşullar sağlandığında (empati ve eşduyumla narsistik gereksinimlere cevap verme) kaldığı yerden devam edecektir ve çocuklukta tamamlanmamış olan dönüştürerek içselleştirme, neticesinde ise sağlıklı ve özerk kendilik oluşumu gerçekleştirilecektir (Atwood&Stolorow’dan akt. Mitchell, 2009, sf.193) O halde bu gereksinimlerimizi doyurabilecek arkadaş ve eşlere yönelmemiz doğal gelişim sürecimizin bir parçası olarak yorumlanabilir.

Bu noktada Kohut ve Wolf’un (2004, sf. 101-103) 1978 yılında yayınladıkları makalelerinde tanımladıkları beş tipe değinmek faydalı olacaktır. Zira bu beş tip; tam da yukarıda tarif ettiğimiz gibi, çocukluklarında doyurulmamış gereksinimlerini öteki aracılığıyla karşılamaya çalışan kişilerdir. Birazdan kısaca değineceğim bu kişilik tipleri, kendilerinde eksik olan yapısal boşluğu yeni kendiliknesneleriyle tamamlamak ve duraklamış olan gelişimlerini kaldığı yerden devam ettirmek için (Kohut (2004) bunun bilinçdışı bir itki olduğunu da belirtir) uğraşır dururlar. Ötekinin karşılaması umulan gereksinimler birbirinden farklı olsa da, ötekinin seçimindeki temel dinamik aynıdır: içsel yapı oluşumunu ve dolayısıyla kendiliğin gelişimini sağlamak.

Örneğin aynaya-aç kişilik, ilk bölümde bahsettiğimiz narsisistik gereksinimlerden ilkinin (aynalanma ya da teşhirci-büyüklenmeci gereksinim) karşılanmaması durumunda ortaya çıkar. Mitchell (2009, sf.192) bu kişilerin kendilik çözülmesinden kaçınmak için iletişimde olduğu kişinin aynalayıcı yanıtlarına ihtiyaç duyduğunu belirtir. Bu kişiler yetişkinlikteki ilişkilerde hayran olunma ve onaylanma ihtiyaçlarını hep ötekiler aracılığıyla karşılamaya çalışacaktır (Kohut&Wolf, 2004, sf.101). İdeale-aç kişiliklerin ise idealize ebeveyn imagosu gereksinimleri karşılanmamıştır. Mitchell (2009, sf.192)kendilik çözülmesinden kaçınmak için kişinin yetişkinlikte de idealizasyona izin veren bir nesne seçeceğini vurgular. Çocukluğunda büyük ihtimalle yıkıcı düzeyde zayıflıklarına tanık olunan ebeveynlerin doyuramadığı bu gereksinimi, yetişkinlikte prestijlerine, güçlerine, güzelliklerine, zekalarına ve ahlaki duruşlarına hayran oldukları ötekiler ile doyurmaya çalışırlar (Kohut&Wolf, 2004, sf.101). Alteregoya aç kişiliklerin ise ikizlik gereksinimi doyurulmadan kalmıştır. Bu kişiler kendi hislerine ve deneyimlerine tamamen uyum gösterecek arkadaşlar, akranlar ararlar (Kohut&Wolf, 2004, sf.101-102).  Kaynaşmaya-aç kişilikler ben ve ötekinin sınırlarının kaybolduğu, iç içe geçmiş ilişkiler yaşayacakları arkadaş veya eşler seçerler. Sürekli yanlarında olacak, bağımlı bir kendiliknesnesi arayışındadırlar (Kohut&Wolf, 2004, sf.102-103). Temastan kaçınan kişiliklerse ötekine çok yoğun gereksinimleri olduğu halde reddedilmeye karşı çok duyarlı olduklarından herhangi bir ilişkiden kaçarlar (Kohut&Wolf, 2004, sf.103).

Bunlardan ilk üçü için nesne seçimindeki temel motivasyon, yukarıda da belirttiğimiz gibi, duraksayan gelişimlerini kaldığı yerden devam ettirebilmek için, çocukluğunda doyurulmamış narsisistik gereksinimlerini doyurabilecek ötekilere yönelmektir. Ancak son ikisi Kohut ve Wolf’a göre, kendilik hasarının daha yoğun olduğu bir gruptur. Bu sebeple, temel motivasyonları gelişimin devamı değil, kendiliknesnesinin dönüştürülmeden korunumudur. (Kohut&Wolf, 2004, sf.103)

Kohut, kendiliknesnesi gereksinimlerinin yaşam boyu devam ettiğini ve ille de patolojik olmadığını vurgular (akt. Gill, 2004, sf.289). Kendiliğin gelişimiyle bu gereksinimler olgunlaşır, ancak yaşamın zor günlerinde daha şiddetli hale gelebilirler (akt. Erten, 2004, sf.10-16). Mitchell’in (2009, sf.101) de belirttiği, hepimizin mükemmel olmayan ebeveynler tarafından yetiştirildiği gerçeğini de göz önüne alırsak, eş ve arkadaş seçimlerimizde yukarıdaki eğilimlerden birine veya birkaçına yaklaştığımızı düşünebiliriz. Bu noktada Kohut ve Wolf’un özellikle ilk üç kişilik tipine(ayna-aç, ideal-aç, alterego-aç) günlük hayatta sıkça rastlanıldığının ve genelde psikopatolojinin formları olarak değil, değerleri ve kusurlarıyla normal insan kişiliğinin çeşitleri olarak görülmesi gerektiğinin altını çizdiklerini belirtmeliyiz (Kohut&Wolf, 2004, sf.102).

SONUÇ

Özetle; bu yazıda sağlıklı kendilik gelişimi için, özsaygımızı ve özgüvenimizi korumamızda çok önemli rol oynayan kendiliknesneleri işlevlerinin kişiliğin temel yapılarına dönüştürülerek içselleştirilmesi gerektiğine değindik. Bu dönemde temel gereksinimlerin uygun şekilde karşılanamaması sonucu meydana gelen aksaklıkların kişinin erken dönemde tamamlayamadığı dönüştürerek içselleştirme sürecini, sonraki ilişkilerinde sürekli kendi dışındaki kendiliknesnelerinin kendi narsisistik ihtiyaçlarını doyurmalarını umarak, tamamlamaya çalışmasıyla sonuçlanacağından bahsettik. Bu bağlamda, kişinin yetişkinlikteki arkadaş ve eş seçimindeki temel motivasyonun, çocukluğunda doyurulmayan bu gereksinimlerin eşduyumla sağlanması yoluyla, içsel yapının tamamlanması ve sağlıklı kendiliğin gelişmesi olduğunu belirttik.

Temel yönümüz gelişime doğru olsa da, annelerin kendi doyurulmamış narsisistik gereksinimleri neticesinde oluşan içsel boşluklarımız, muhtemelen narsisitik anneleri sebebiyle yine kendi narsisistik yaraları olan arkadaş ve eşlerimizce doyurulabilir mi? Kohut ve Wolf kişilik tiplerinden bahsettikleri yazılarında, patolojik olan kişilik tiplerinin gereksinimlerini belli ölçüde karşılayan kişilerle uzun süreli ilişkiler kurabildiklerini, ancak sonunda hayalkırıklığı yaşamalarının kaçınılmaz olduğunu belirtmişlerdir (Kohut&Wolf, 2004, sf.102). Narsisistik zedelenebilirlik, bu kişiler için -iç yapıların oluşumu tamamlanmadıkça- sadece hafif bir uykuya dalıyor fakat asla kaybolmuyor gibi. Mitchell bu noktada, kabullenip onaylanan narsisistik yanılsamalarımızın, aşamalı olarak ortadan kalkacağı yerde pekişebileceği riskine de işaret etmektedir (Mitchell, 2009, sf.209).

Bunların dışında,  kuramda çevrenin etkisinin çok fazla öne çıkarıldığı, kendiliğin gelişiminde anne-babaya çok fazla sorumluluk yüklendiği düşünülebilir. Ayrıca içsel potansiyelimizin sadece gelişime yönelme güdümüzle sınırlı tutulduğu fakat mizaç, irade ve rasyonel seçimler gibi alanların eksik bırakıldığı öne sürülebilir.

KAYNAKÇA

Erten, Y. (2004) Heinz Kohut’un İzini Sürmek. Psikanalizin “Öteki” Yüzü: Heinz Kohut’un içinde. İstanbul: İthaki Yayınları

Kohut, H., Wolf, E. (2004) Kendilik Bozuklukları ve Tedavileri: Ana Hatlar. Sf. 80-109. Çev: G.Budan (orijinal basım tarihi: 1978) Psikanalizin “Öteki” Yüzü: Heinz Kohut’un içinde. İstanbul: İthaki Yayınları

Mitchell A.S. ( 2009) Psikanalizde ilişkisel Kavramlar. Çev:G. Algaç, İ. Anlı. İstanbul: Bilgi üniversitesi yayınları(orijinal basım tarihi: 1946)

Kohut, H. (2004) Kendiliğin Çözümlenmesi. 1.basım. İstanbul: Metis Yayınevi.

Tura, S.M. (2004) Kendilik psikolojisinin psikoloji tarihindeki yeri. Sf. 7-13. Kendiliğin Çözümlenmesi’nin içinde. 1.basım. İstanbul: Metis Yayınevi.

Gill, M.M. (2004) Heinz Kohut’un Kendilik Psikolojisi. sf.274-295. Çeviren: İ.Anlı. (orijinal basım tarihi: 1994) Psikanalizin “Öteki” Yüzü: Heinz Kohut’un içinde. İstanbul: İthaki Yayınları

Reklamlar

2 thoughts on “HEP BİR ADIM DAHA İLERİ GÖTÜREN SEÇİMLER

  1. Gökçe dedi ki:

    Merhaba, psikoloji benim için sadece bir merak unsuru olmasına rağmen keyifle okudum yazılarınızı ve narsistik duygularımın tatmin edilmemiş olma olasılığından yola çıkarak size bir şey sormak istiyorum: Peki bu farkındalık kişilerin daha mutlu, daha az bağımlı yaşamaları için bir adım mıdır? “başkasının beni tanımlamasına ihtiyacım yok” diyebilmenin ardından gerçekten öyle hissetmek mümkün müdür? yoksa illa profesyonel bir desteğe mi ihtiyaç vardır?
    Sevgilerimle,
    Gökçe

    • miraysasioglu dedi ki:

      Merhaba Gökçe, çok teşekkürler paylaşımın için. nasıl düşündüğümüz çoğunlukla nasıl hissettiğimizi etkiler. bu düşünce bilişsel terapinin temelidir ve çoğu durumda da oldukça da işe yarar. yani bahsettiğin düşünce, bazı durumlarda daha iyi hissetmeni sağlayabilir. ama diğer bazı durumlarda düşündüğümüz bize ne kadar mantıklı gelse de, içimizde bir türlü aşamadığımız bir his vardır. “başkasının beni tanımlamasına ihtiyacım yok ama ben yine de mutsuz hissediyorum” gibi kurulabilir bu durumlarda cümlemiz. işte bu noktada iyileştirici bir ilişkinin rolü düşüncelere ek olarak, hatta onlardan önce hislerin dönüşmesine katkıda bulunmasıdır bana kalırsa. sevildiğini, değerli olduğunu, yeterli olduğunu, insanlara güvenebileceğini hisseden kişi, sonunda düşüncelerine gerçekten inanmaya başlar. farkındalık da bu noktada ortaya çıkar. Bana göre mutluluktur bu: gerçekten güvendiğin bir ortamda gerçekten inandığın cümleler kurmak!
      o halde “başkasının beni tanımlamasına ihtiyacım yok” cümlesi kulağa gayet mantıklı ve sağlıklı gelse de, bunu diyebilmek bazı kişiler için öyle hissetmenin garantisi olmaz. Bu rotasını belirlemiş, fakat henüz kurulmamış olan bir cümle gibidir onlar için. Üstüne tıklandığında dosyayı açmayan bir kısa yol gibidir. Dinamik kuramlara göre hedefe varmak için denizde uzunca yol almak gerekir. Sonra bir bakarsınız, kendi isteğinizle rotanızdan çok daha başka bir yol izlemişsiniz ve bambaşka kendinizi ait hissettiğiniz bir kıyıya varmışsınız veya başka tamamen size ait bir cümle kurmuşsunuz. aslında bir bakıma hayattır bu yolculuk ve hayatın içinde her yerde iyileştirici ilişkiler vardır. Her yerde farkındalık vardır. Ama geçmiş deneyimlerimizden dolayı bu iyileştirici ilişkileri kurma konusunda sıkıntı yaşıyor olabiliriz. Kendiliknesneleriyle olan ilişkileri tekrar tekrar yaşıyor olabiliriz. Terapiye tam da düşüncelerimiz ve çevremizdekilerle kurduğumuz ilişkiler aracılığıyla kıramadığımız bir kısır döngü varsa ihtiyaç vardır diyebiliriz.
      Sevgilerimle,
      Miray

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

Ay ay

ve yeni yazılar e-postama da gelsin dersen tıkla!

Diğer 4.436 takipçiye katılın

%d blogcu bunu beğendi: