Grup terapisi deneyimi ve hayata yansıması

Yorum bırakın

Aralık 7, 2012 tarafından miraysasioglu

Miray Şaşıoğlu, Kl. Psk. Uzm.

Yalom (2002, sf. 69), her terapi grubunun zaman içinde bireylerin toplumsal evreninin minyatür bir temsiline dönüştüğünü belirtir. Genel olarak psikoterapi yaklaşımlarının amacı hedeflenen kalıcı değişimin sağlanması olsa da; grup terapileri bireysel terapilere göre gerçek hayata daha benzer bir ortam sağladıklarından, eylemin hayata geçirilmesi konusunda daha etkin olacakları düşünülebilir. Bu noktada Rogers (1992, sf. 224-225) gözlemlerine dayanarak grup terapilerinin grup içinde kısa zamanda birçok davranış değişimi yarattığını ifade etmiştir. Ama acaba bu değişimler grup dışında da ortaya çıkabilecek, kalıcı olabilecek midir?

Değişimin sağlanması tüm terapi yaklaşımlarının ortak hedefi olsa da grup terapilerinde egemen tek bir yaklaşım yoktur (Joseph, 2001, sf.155). Davison ve Neale (2004, sf. 584), grup terapilerinde bireysel terapide kullanılan tekniklerin pek çoğunun kullanıldığını ifade etmiştir. Joseph’ın (2001, sf.155) ifadesiyle, grubun teorik oryantasyonunu genelde grubun biraraya gelme amacı belirler.  Bu amaç, kimi zaman insanların dış dünyaya adaptasyonunun sağlanması; kimi zaman kişiliğin grup içinde yeniden yapılandırılması; kimi zaman bilinçli kontrol ile davranışın değiştirilmesi; kimi zamansa semptomların giderilmesi olabilir. Biz de bu yazıda bu farklı amaçlar ve farklı teorik yaklaşımlar çerçevesinde, grup terapilerinin gerçek hayatta eyleme geçilmesine nasıl katkı sağladıklarını ve hangi noktalarda tıkandıkları üzerinde duracağız.

Farkındalık odaklı yaklaşımlar: T-grupları ve etkileşim grupları

Yaloma’a göre, grupta bir araya gelmiş olan insanlar geçmişteki yıkıcı davranışlarından bir şey öğrenememiştir. Çünkü başkaları onlardaki temel güvensizliği sezmiş, ancak görgü kurallarına uygun davranmak adına onlara neden reddedildikleri konusunda geribildirim vermemişlerdir. Terapi grubu işte bu noktada kişinin geribeslem sonucu kazandığı farkındalıktan hareketle gerçek hayatta değişimin gerçekleşmesine katkıda bulunacaktır (Yalom, 2002, sf. 69). Bu bağlamda T-grupları ve etkileşim gruplarını kişilerin kendilerine yönelik farkındalıklarını artırmayı ve kişisel gelişimlerini sağlamayı hedefleyen, insanların şimdi ve burada etkileşimlerini gözlemlemesi temeli üzerine kurulmuş gruplar olarak tanımlayabiliriz (Joseph, 2001, sf.156).

Genel olarak T-grupları ve etkileşim grupları kişilerin savunmaya geçmeden, dürüst bir biçimde davranmalarının desteklendiği bir ortam yaratırlar. Böyle bir ortamda grup üyelerinin geribildirim vermelerine ve almalarına, diğerlerinden nasıl etkilendiklerini ve onları nasıl etkilediklerini görebilmelerine, kendi ve diğerlerinin davranışlarıyla ilgili neler hissettiklerini inceleyebilmelerine yardımcı olunur. Sonuçta kendilerinin ve başkalarının daha fazla farkına varmaları ve kendilerini ve başkalarını olduğu gibi kabul etmeleri beklenir (Davison&Neale, 2004, 587). Yalom’a göre üyelerin grupta saygı görmeleri için gereken toplumsal davranış, bireyin grup dışındaki toplumsal uyumu için de gereklidir. İyi bir grupta olması beklenen bağlılık, grupta kendini açmaya, risk almaya ve çatışmaların yapıcı bir şekilde dışavurumuna yardımcı olur (Yalom, 2002, sf. 105). Davison ve Neale (2004, 587)  burada grubun kötüye kullanımının önlenmesinde, terapistlere önemli rol düştüğünü belirtmektedir. Zira burada olumlu olan iletişim tarzının öğrenilip gerçek hayatta uygulanması yerine, olumsuz iletişim tarzının gruba hakim olması, bir başka deyişle sorunlu olan gerçek hayatın gruba taşınması olasılığı da vardır.

Yalom’a göre toplumsal mikrokosmos iki yönlüdür. Davranışın dış görünümü grupta belirgin hale geçmekle kalmaz, grupta öğrenilen davranış sonuçta hastanın toplumsal çevresine taşınır ve hastanın grup dışındaki kişilerarası davranışlarında da değişiklikler ortaya çıkar. Yani uyumsal bir sarmal önce grup içinde sonra grup dışında harekete geçer. Grup terapisi deneyimi aracılığıyla bir hastanın kişilerarası çarpıtmaları azalırken olumlu karşılığı bulunan ilişkileri biçimlendirme gücü de artar. Sonuçta özerklik ve etkinlik ortaya çıkar (Yalom, 2002, sf. 70). Rogers da bu bağlamda, terapötik sürecin sonunda kişinin kendisini başkalarının nasıl değerlendirdiği konusundaki algısından çok, söz konusu algının kendi gelişimini olumlu biçimde etkileyip etkilemediğine göre eylemlerde bulunacağına işaret eder (akt. Yalom, 2002, sf. 88-89).

Gördüğünüz gibi bu yaklaşımlarda, şimdi ve burada ortaya çıkan farkındalığın gerçek hayatta da kişinin eyleme geçmesini sağlayacağı varsayımından hareket edilir. Ancak grup içinde itina ile yaratılan ve kendi başına terapötik olduğu düşünülen bu koşulsuz olumlu kabul ortamını grup dışında sağlamak mümkün değildir. Dolayısıyla bu durumda kişinin grupta öğrendiklerini tamamen içselleştirmesi ve dış dünyada işlerin gruptaki kadar kolay olmayacağını bilmesi gerekmektedir. İlerleyen bölümlerde grup terapilerinde, bireyin dış dünyada meydana gelecek bu zorluk ve engellenmelere karşı nasıl hazırlandığına değineceğiz. Ama ondan önce davranışçı yaklaşımın grup içinde edinilen becerilerin gerçek hayatta nasıl eyleme dönüşeceği konusundaki görüşlerine değinelim.

Eylem odaklı yaklaşımlar: Davranışçı terapi grupları

Joseph (2001, sf.155), daha ciddi psikolojik problemlerle savaşan kişiler için davranışçı ve psikoeğitim yaklaşımlarının tercih edildiğini belirtir. Lazarus da (akt. Davison&Neale, 2004, sf.588) aynı problemden şikayetçi kişilerin grup halinde davranışçı yöntemlerle tedavi edebileceğine değinmiştir. Bu bağlamda Davison ve Neale (2004, sf.588) sınav kaygısı, yılan fobisi, sosyal kaygı gibi konularda davranışçı terapi gruplarının etkinliğinden söz etmiştir. Sosyal beceri eğitimi gruplarında da, kişilerarası ilişkilerde zorlukları olan gruplara sosyal beceriler öğretilir. Üyeler hep birlikte öğrendikleri becerilerle ilgili provalar yaparlar ve böylece davranışların değiştirilmesinde birbirlerine yardımcı olurlar (Davison&Neale, 2004, sf.588). Görünen o ki burada da Yalom’un toplumsal mikrokosmos kavramı iş başındadır, ama bu mikrokosmosun eylem üzerindeki vurgusu daha ön plandadır. Girişkenlik eğitim gruplarında da benzer şekilde gerçek hayatta nasıl girişken olunabileceği üzerine çeşitli çalışmalar yapılır. Terapist ve grup üyeleri girişken davranmayı deneyen üyeye istenilen sonuca ulaşmalarını sağlayan ve engelleyen davranışları hakkında bilgi verirler. Bu şekilde girişken davranışlar tekrar tekrar prova edilir (Davison&Neale, 2004, sf.589).

Burada gerçek hayatla bağlantının sağlandığı en önemli nokta, kişilere gündelik yaşamlarında uygulamaları için çeşitli ödevler verilmesidir. Bu ödevlerle ilgili olarak kişiler günlük aktivitelerinde başarılı sonuçlara yol açan ve açmayan girişken davranışlarını anlatırlar ve bu davranışları iyileştirmeleri için çeşitli geri bildirimler alırlar ve sonucunda yeni rollerin denendiği provalar yapılır (Davison&Neale, 2004, sf.589). Burada hedeflenen bu becerilerin gerçek hayatta da uygulanmasıdır. Sosyal problem çözme de grup ortamında uygulanan bir diğer yaklaşımdır. Örneğin Rose’un (akt. Davison&Neale, 2004, sf. 589) üniversite kampüsündeki öğrencilerle yaptığı bir problem çözme grubunda, üyelerin birbirlerinin yaşamlarındaki zorluklara olası çözümler üreterek birbirlerine yardımcı olmaları sağlanmıştır. “Grubun problemini çözme” olarak adlandırılan uygulamalarda grup lideri grubu grupta meydana gelen bir sorunu çözmeye davet eder. Bu esnada yaşanan grup süreci, gerçek yaşamda da uygulanabilecek problem çözme becerilerinin geliştirilmesi için bir malzeme oluşturmaktadır (Davison&Neale, 2004, sf. 589). Tüm bu davranışsal yaklaşımlara bakıldığında, tıpkı araba kullanmayı öğrenmekte olduğu gibi, becerinin gerçek hayatta da otomatik hale gelebilmesi için grup içinde provalarla ve grup dışında ödevlerle çok fazla pratik yapılmasının gerektiğini görüyoruz.

O halde davranışçı yaklaşımlarda, grup içinde eylem ön plandadır ve bu eylemin gerçek hayatta da uygulanması ve refleks haline gelmesi için grup içinde ve dışında bol bol deneme yapılır ve kişiye dışarıda uygulaması için ödevler verilir. T-grupları ise, Davison ve Neale’in (2004, sf.589) ifade ettiği üzere, kişilerin günlük yaşamlarını değiştirmesinin hedeflenmesi bakımından davranışçı terapi gruplarına benzeseler de, T gruplarında üyeler daha sonra grup ortamı dışında yapacakları değişiklikler için grup içinde eğitilmezler. Bu gruplarda üyelerin gruplar arasında geçen sürede ne yaptıkları üzerinde de sistematik olarak durulmaz. Bu noktada Davison ve Neale (2004, sf. 590); genel olarak pek çok danışanın farklı grup terapilerinden fayda sağladığını ve yapılan izleme çalışmalarına göre bazı kişiler için bu elde edilen yararların gerçek hayatta da devam ettiğini belirtmiştir. Buraya kadar farkındalık odaklı ve eylem odaklı iki yaklaşımı, gerçek hayatta eyleme geçme hedefini aklımızda tutarak, grup içinde kullandıkları yöntemler bakımından değerlendirdik. Bu noktada eylemin grubun dışına taşınabilmesi konusunda Corey ve Corey’in çizdiği çerçeveye değinmenin de faydalı olacağını düşünüyoruz.

Corey ve Corey’in (2002, sf. 258) ifadesiyle, grubun zaman içindeki gelişiminde katılımcıların gruba eklemlenmesi, temel güvenin oluşturulması, daha sonraki kazanımların yönetimi açısından normların belirlenmesi ve bir grup kimliğinin oluşması çok önemlidir. Ancak grubun evriminin son aşamaları, grupta öğrenilenlerin gerçek dünyada da uygulanabilmesi açısından kritiktir. Bu aşamada insanlar gruptaki deneyimlerinden öğrendiklerini netleştirme fırsatı bulurlar, kazanımlarını sağlamlaştırırlar ve grupta öğrendikleri hangi davranışları gündelik hayata transfer edeceklerine karar verirler. Şimdi bu grubu sonlandırma aşamasının elemanlarını ayrıntılarıyla inceleyelim.

Corey ve Corey: Grubu sonlandırma

Grubu sonlandırma aşamasında,  ayrılmaya karşı tepkiler, bitirilmeyen işlerin tamamlanması gibi durumlarla uğraşmanın yanı sıra, grubun deneyiminin üzerinden tekrar geçilmesi davranış değişiminin sağlanması için pratik yapılması, geri bildirim verilip alınması, öğrenmenin pratiklerle grup dışına taşınması ve sözleşme ve ödevlerin kullanılması söz konusudur (Corey&Corey, 2002, sf. 260-265). Corey ve Corey’e göre eğer grup gerçekten terapötik bir niteliğe sahipse, üyeler öğrendiklerini dış dünyaya da yayabileceklerdir (Corey&Corey, 2002, sf. 259). Bu son aşama tam da öğrenilenlerin sağlamlaşması ve dış dünyada uygulanır hale gelmesi için bir “ikinci dikiş” görevi görmesi bakımından önemli görünüyor.

Genellikle haftada bir toplanan gruplar için, grupta öğrenilenlerin pratik edilmesi için yeterli zaman vardır. Grubun sonlandırılmasında gerçek yaşama uygulama öyküleri ve aktif pratiğin önemi yeniden vurgulanarak, öğrenmelerin kalıcı hale gelmesi sağlanır. Grup içinde edinilen becerilerin, grup dışındaki ötekilerle de uygulanması için grup üyeleri cesaretlendirilir (Corey&Corey, 2002, sf. 262). Başkalarından alınan geribildirim de, dışarıda uygulamayı umdukları davranış değişimleri söz konusu olduğunda grup üyeleri için çok yardımcı bir diğer öğedir. Bunu, değişimlerini maksimize etmek isteyen kişiler için, dışarıdaki çatışmalara hazırlık süreci olarak görebiliriz. (Corey&Corey, 2002, sf. 263).Yani kişiler yeni etkileşimsel becerilerini ortaya koyarlar, geri bildirim alırlar, bu geribildirimi tartışırlar ve belirli davranışlarını değiştirerek dış dünyada onları istenen sonucu almaya yönlendirecek becerilerle gruptan ayrılırlar. Güvenli alanda, yanında güvendiğin birileriyle araba kullanmayı öğrenmek gibi…

Yine Corey ve Corey’in ifadesiyle, kişilerin öğrenmelerini eyleme dökebilmesine yardımcı olmak liderin en önemli işlevlerinden biridir. Davranışın kalıcı hale gelebilmesi için, seanslarda kişilerin grupta öğrendiklerini başka durumlarda nasıl uygulayabilecekleri konusunda etkin tartışmalar yapılmalıdır. Grup içinde, problem çözme deneyimleri, onlara dışarıda bir problem belirdiğinde nasıl hareket edecekleri konusunda da bir model oluşturur (Corey&Corey, 2002, sf. 264). Grup dışında hedeflenen değişimin sağlanması ve eylemlerin gerçekleştirilmesi için, kontrat yapılması da kullanılan yöntemler arasındadır. Burada kontratlar grup üyelerinin kendisi tarafından hazırlanır. Kişinin tercihine bağlı olarak bu kontrat yüksek sesle okunur ve diğer grup üyeleri de bu hedeflerin gerçekleştirilebilmesi için çeşitli önerilerde bulunur. Bu noktada (yani grup üyelerinin haftalık desteğinin ortadan kalkması durumunda) grup üyelerinden en azından biri ile irtibatta kalmak ve hedeflerin gerçekleştirilip gerçekleştirilmemesi konusunda geribildirime devam etmek kullanılan yöntemlerdendir. Bu kişisel destek sistemi oluşturmanın, dış dünyada eyleme geçmekteki önemini de gösterir. Ödev vermek kısmına gelince, kişilerle dış dünyada cesaretlerinin kırıldığı noktaların üzerinden tekrar geçilerek, uygulamalarında bu engellerle mücadele etmek ve vazgeçmemek amacı güdülecektir. Bu noktada hayal kırıklığı yaratan durumları tekrar hatırlayıp, uygun yöntemlerin bulunması amaçlanır. Ödevleri verirken herkes için kişiye özgü ve gerçekçi planlar yapmak önemlidir. Takip buluşmaları bu anlamda, kişi ödevlerini yerine getiremediyse de, çok önemlidir. Bu hem davranış değişiminin hayata geçirilmesi için yeni bir fırsattır hem de kişiye desteğin sürdüğünü hissettirir (Corey&Corey, 2002, sf. 265).

Öğrenmelerin gerçekleştiği süre boyunca, kişiler bu öğrenmeleri sağlamlaştırmak ve gündelik yaşamlarına uyarlamak konusunda yukarıdaki yöntemler aracılığıyla desteklenir ve cesaretlendirilirler. Grubun sonuna doğru kişi öğrendiklerini nasıl uygulayacağı konusunda bilgilenir. Öğrenilenlerin gerçek hayatta eyleme dönüşmesi için unutulmaması gereken şeyleri Corey ve Corey (2002, sf. 266) şöyle özetlemektedir: a) Grup amaç değil bir araçtır. b) Gerçek hayatta değişim yavaş ve zorlayıcı olabilir. c) Yalnızca grup terapisinin yaşamı değiştirmesi beklenmemelidir. d) Kişinin öğrendikleriyle ne yapacağına karar vermesi kalıcı değişimin sağlanması için çok önemlidir.

Corey ve Corey’in ifade ettiği gibi (2002, sf. 266-267), insanlar genelde değişimin otomatik olarak geleceğini zannederler ve bir değişim yaptıklarında bunun kalıcı olacağını sanırlar. Oysa bu düşünce yapısı kişiye büyük ihtimalle hayal kırıklığı getirecektir. Kalıcı değişim için, karşılarına çıkan engeller grup üyeleri tarafından gruba tekrar getirilmelidir. Bu değişimin yavaş gerçekleştiği gerçeğini bilmek kişiye umut verecektir. Bunun yanında grup üyelerine sadece bir terapötik deneyimin kararlılıklarını sürdürmede yeterli olmayabileceği söylenmelidir. İnsanlar kendilerine özgü maskeler ve savunmalar oluşturmaya yıllarını veriyorlar, bu durumda tabiî ki yeni bir yapının oluşması da uzun zaman gerektirecektir. O sebeple değişim bir sonuç olarak değil bir süreç olarak ele alınmalıdır. Son olarak insanlar edindikleri içgörüyle, kendileri hakkındaki gerçeklerle ne yapacağına karar vermelidir. Eğer grup gerçekten işlevsel bir grupsa, üyeler gerçek hayatta nasıl davranmak istedikleriyle ilgili kararlarla gruptan ayrılırlar. O halde Corey ve Corey’in çizdiği çerçeve sanki hem yukarıda değindiğimiz farkındalık odaklı grupların amaçlarını hem de eylem odaklı grupların amaçlarını bir potada eriterek önümüze koyuyor ve grup terapisinin gerçek yaşamda nasıl eyleme dönüşeceği konusunda bize ayrıntılı bir “yapılması gerekenler” listesi sunuyor.

Sonuç

Buraya kadar grup terapilerinde kullanılan farklı yaklaşımların bireyin gerçek hayatta eyleme geçmesine nasıl katkıda bulunduğunu T-grupları ve etkileşim grupları; davranışçı terapi grupları; özelde ise değişimin kalıcı olmasında kritik bir öneme sahip olduğundan “grubun sonlandırılması” sürecine değinerek ortaya koymaya çalıştık. Bu noktada grubun gerçek hayata benzer bir mikrokosmos yarattığından daha hızla ve etkin değişim sağlayabileceğine değindik. Ne var ki bu alanda grup terapilerinin gerçek yaşamdaki etkinliğini kanıtlayan pek fazla araştırmaya da rastlamadık. Nitekim Bednar ve Kaul de (akt. Davison&Neale, 2004, sf. 590) grup terapisi ile  ilgili olarak psikolojik araştırmalarda kullanılan temel standartlara göre yapılmış çok az araştırma olduğunu belirtmiştir.

Bazı eleştirmenler de etkileşim gruplarına katılanların sadece bu gruplara nasıl katılacaklarını öğrendiklerini savunmaktadırlar. Örneğin Houts ve Serber’ e göre (akt. Davison&Neale, 2004, sf. 590),  bu gruplara katılanlar grupta kazanılan beceri ve içgörüleri gerçek yaşama geçirememektedirler. Rogers da (1992, sf. 225-226) klinik gözlemlerine dayanarak grupta edinilen becerilerin gerçek hayatta çok fazla sürmeyebileceğini öne sürmüştür. Örneğin “keşke grupta kazandığım açıklığı daha uzun sürdürebilseydim”; ya da “ grupta çok fazla kabul edilme, sevilme ve yakın olma deneyimi yaşadım. Ama gerçek hayatta eski duygusuz halime dönmek bana daha kolay geldi.” gibi sözlere rastlayabildiğini belirtmiştir.

Öte yandan, büyük davranış ve tutum değişiklikleri belli bir derecede kişilerarası öğrenmeyi gerektiriyor görünse de bunlar mutlaka grupta görülür demek değildir. Yalom’a göre, bazen hastalar tedavi edici süreçte en uygun görünen yatırımları yapmadan da büyük değişimler geçirirler. Bu terapinin önemli bir ilkesini oluşturur: “terapist ya da grup işin tümünü üstlenmek zorunda değildir”. Hastalar kendilerine geçmişte yeterince yardımcı olabilmiş uyuma yönelik birçok biçimlendirici güce sahiptir ve terapide bazı olaylardan gelen destek hastanın bir uyum tarzını biçimlemeye başlamasına yardım için yeterli olabilir (Yalom, 2002, sf. 151). Bu bağlamda Yalom’a göre, grup bireyi bir anlamda gerçekte uzun süredir varolan çevrelerindeki kaynaklardan yararlanmaya iter (Yalom, 2002, sf. 152). Tabi burada bireyin grubun mu kendisini iyileşmeye ittiği yoksa grupdışı gelişmelerin mi iyileşmeyi hızlandırdığı konusunda aklı karışabilir.

Grupta öğrenilenleri yaşama geçirmek gerçekten de zor bir problemdir, çünkü istesek de istemesek de, birçok sosyal etkileşim açık ve samimi olmayı kaldırmaz. Ancak Davison ve Neale’in (2004, sf. 590) belirttiği gibi, bu gruplarda desteklenen açık davranışlar gerçek yaşamda devam ettirilmese bile, kişinin diğerleri hakkında nasıl hissettiğini bilmesi ve grup içinde yaşadığı deneyimler günlük aktiviteler açısından şüphesiz ki çok yararlı olacaktır.

 

Kaynaklar

Corey, M.S., Corey, G. (2002) Groups: Process and Practice. 6th Ed. Wadsworth Group. Brooks/Cole

Davison, G.C., Neale, J.M. (2004) Anormal Psikolojisi. Çev: İ. Dağ. Ankara: TPD. Orijinal basım tarihi: 1998.

Joseph, S. (2001) Psychopathology and Therapeutic Approaches: An Introduction. Basingstoke: Palgrave.

Ormont, L.R. (1992) The Group Therapy Experience: From Theory to Practice. New Yor: St. Martin’s Press.

Rogers, C.R. (1992) “The Process of the Basic Encounter Group”. Orijinal basım tarihi: 1967. In Classics in Group Psychotherapy. MacKenzie, K.R (Ed.) New York: The Guilford Press.

Yalom, I. (2002) Grup Psikoterapisinin Teori ve Pratiği. Orijinal basım tarihi: 1995. Çev: Ataman Tangör, Özgür Karaçam. İstanbul: Kabalcı Yayınevi.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

ve yeni yazılar e-postama da gelsin dersen tıkla!

Diğer 4.428 takipçiye katılın

%d blogcu bunu beğendi: