TAMAMLANMAMIŞ İŞLER

Yorum bırakın

Şubat 3, 2013 tarafından miraysasioglu

DesktopMiray Şaşıoğlu, Kl. Psk. Uzm.

Zeigarnik (1927: Daş, 2010) insanların tamamlanmamış işleri, tamamlanmış olanlardan daha iyi hatırladıklarını ortaya koymuştur. “Zeigarnik etkisi” olarak anılan bu önerme Geştalt yaklaşımında tamamlanmamış işler kavramının gelişmesine çok önemli bir katkıda bulunmuştur. Ovsiankina (1928: Daş, 2010) da insanların yarım bıraktıkları işlere spontan biçimde geri dönerek tamamlama eğiliminde olduklarını saptamıştır. Tüm bu araştırmaların da katkıda bulunduğu alan kuramından hareketle Geştalt terapi yaklaşımında, insanların daha önce tamamlayamamış oldukları işlerini (ihtiyaç, temas ya da duygularını) tamamlama eğiliminde oldukları; bunları tamamlayana kadar unutamadıkları ve tamamlayabilmek için çeşitli yollar aradıkları görüşü ortaya çıkmıştır (Daş, 2010).

Buna göre, Geştalt yaklaşımında tamamlanmamış işler kavramı kişinin ihtiyaçlarını tatminkar biçimde karşılayamaması ile ilişkilidir. Bu durumda geştalt tamamlanamaz. Geştaltın tamamlanamaması iki şekilde ortaya çıkar: Birincisi geştaltın tamamlanmak üzere açık kalması, ikincisi ise geştaltın tamamlanmadan kapatılması, yani geştaltın sabitleşmesidir (Daş, 2010). Çocuğun kendini acı çekmekten ve kötü muamele görmekten koruyabilmek için geştaltı sabitleştirmeye çalışırken geliştirdiği yollar onun daha sonraki yıllardaki varoluş biçimini, yani fiziksel, duygusal, davranışsal ve bilişsel süreçlerini belirler (Clarkson ve Mackewn, 1993: Daş, 2010). Bu nedenle tamamlanmayan ihtiyacı sabitleşmiş kişi, şimdiki çevresi çocukluğundan çok farklı olsa da, aynı çocukluğundaki gibi tepki vermeye devam eder ve geçmişindeki çözümlenmemiş olan ihtiyaçlarını şimdiki zamanda karşılamaya çalışır. Ancak geştaltın sabitleşmiş olması nedeniyle, hem ihtiyaçlarının tam olarak farkında olmaması hem de bu ihtiyaçları karşılamak için eski bildiği işlevsiz yolları kullanması sebebiyle yine ihtiyaçlarını karşılayamaz (Daş, 2010). Bu katılaşmış, sabit bir kişilik örüntüsünü akla getirmektedir. Bu kavram bilişsel yaklaşımdaki temel inanç/şema kavramını dinamik yaklaşımdaki patolojik diye nitelendirilen kişilik tiplerini akla getirmektedir.

Bilişsel yaklaşımda çocuğun dünyayı anlamlandırması amacıyla ortaya çıkmış ama daha sonra katılaşmış ve günlük yaşamda da engelleyici hale gelmiş temel inançların sorgulanması ve daha gerçekçi inançlarla değiştirilmesi amaçlanmaktadır. Bu noktada inancını doğrulayan bir sürü deneyimin içine kendini sokan kişiye yeni davranış repertuvarları öğretilerek kısır döngünün kırılması hedeflenir (Young ve ark., 2008). Bu kısır döngü dinamik yaklaşımda da karşımıza çıkmaktadır. Örneğin Kohut, kendiliknesnesi ile kurulan ilişkilerin, yetişkinlikteki nesne seçimleri ve kişilik üzerinde kesin bir etkisi olduğunu savunur (Kohut, 2004, sf.56). Bollas’a göre de (1987, sf.14) çocuğun “arzu nesnesi” adını verdiği şey aslında bir “dönüşüm nesnesi”dir. Buna göre; anne bir dönüşüm süreci olarak yaşantılanır; ve yetişkin yaşamındaki nesne arayışında da var olmaya devam eder. Erten de (2004, sf.16) kendilik ile kendilik nesnelerinin narsistik karakterdeki yoğun etkileşiminin sadece çocuk ve ebeveyn arasındaki ilişkinin sınırları içerisinde kalmadığının, yaşamın bütününe ve ordaki tüm ilişkilere yayıldığının altını çizer.

Bu noktada Kohut ve Wolf’un 1978 yılında tanımladıkları beş kişilik tipinden bahsetmek faydalı olacaktır (2004, sf. 101-103). Bunlar,  aynaya-aç kişilik, ideale-aç kişilik, alteregoya aç kişilik, kaynaşmaya-aç kişilik ve temastan kaçınan kişiliktir. Bu beş tip; çocukluklarında doyurulmamış gereksinimlerini, bilinçdışı bir itki ile,  öteki aracılığıyla karşılamaya çalışan kişilerden oluşur. Kohut ve Wolf patolojik olan kişilik tiplerinin gereksinimlerini belli ölçüde karşılayan kişilerle uzun süreli ilişkiler kurabildiklerini ancak sonunda hayal kırıklığı yaşamalarının kaçınılmaz olduğunu belirtmişlerdir (Kohut&Wolf, 2004, sf.102).  Çünkü Geştalt ve bilişsel kuramlarda da değinildiği gibi, kişilerin sabitleşen geştalt ya da şemalarına benzer olarak bu örüntüler kişilerin ihtiyaçlarını uygun şekilde karşılamaları önünde engel oluşturmaktadır. Bu tam da bilişsel terapideki kendini gerçekleştiren kehanet ile açıklanabilecek bir durumdur.

Diğer yandan kendilik kuramcıları da, Geştalt yaklaşımında olduğu gibi, kişinin hep ilerlemeye ve kendilik oluşturmaya yönelik bir eğilimi olduğu görüşündedir (akt. Mitchell, 2009, 192; akt. Tura, 2004, 9-10). Buna göre, ebeveynin yetersizliği yüzünden duraksamış gelişim, yetişkinlikte uygun koşullar sağlandığında (empati ve eşduyumla narsistik gereksinimlere cevap verme) kaldığı yerden devam edecektir ve çocuklukta tamamlanmamış olan dönüştürerek içselleştirme, neticesinde ise sağlıklı ve özerk kendilik oluşumu gerçekleştirilecektir, aksi takdirde ise hasarlı kendilik oluşacaktır. (Atwood&Stolorow’dan akt. Mitchell, 2009, sf.193)

Kendilik kuramında sözü edilen bu eğilim, Geştalt yaklaşımında var olan, insanların daha önce tamamlayamamış oldukları işlerini (ihtiyaç, temas ya da duygularını) tamamlama eğiliminde oldukları görüşü (Daş, 2010) ile tutarlı, fakat erken dönemde bakım veren tarafından karşılanmamış ihtiyaçlarla sınırlıdır. Bunun yanında insanların bunları tamamlayana kadar unutamadıkları ve tamamlayabilmek için çeşitli yollar aradıkları görüşleri (Daş, 2010) Geştalt yaklaşımının, dinamik kurama kıyasla, bireye ötekinden (eşduyum ile dinleyen bir terapistten) bağımsız olarak daha interaktif bir rol verdiğini bir kez daha ortaya koyar. Bilişsel terapide ise bireye, yeni bakışaçılarının ve davranışların öğrenebilir olduğuna yönelik bir bilinç ve bu bağlamda sorumluluk alma konusunda aktif bir rol yüklense de (Beck, 2001); bilişsel terapideki yaklaşımın, Geştalt terapideki danışanın ihtiyacını kendisinden iyi bilemeyecek olan ve potansiyeline güvenen yaklaşıma göre, daha çok öğretmen-öğrenci arasındaki ilişkiyi andırdığını ve bu anlamda daha sonuç odaklı olduğunu düşünüyoruz.

Tamamlanmamış iş, yani karşılanmamış ihtiyaç, her ne olursa olsun, söz konusu ihtiyacın aciliyetine ve önemine bağlı olarak kişinin zihnini meşgul eder ve onu rahatsız eder.  Tamamlanmamış işlerin sayısı arttıkça, kişi kendini sadece gergin değil, yetersiz, yorgun, tükenmiş hissetmeye de başlar (Daş, 2010). Bilişsel terapide temel inançlar, dinamik terapide ise tamamlanmamış dönüştürerek içselleştirme süreci sonucu ortaya çıkan kişilik örüntüleri, kişinin benzer şekilde hissetmesine neden olur. Bilişsel terapide şemaların daha gerçekçi düşünceler ve daha işlevsel davranış repertuvarları ile değiştirilmesi, gelişim için uygun koşulların sağlandığı bir ilişki içinde kendilik nesnesi işlevlerinin içselleştirilmesi bir nevi tamamlanmamış işlerin tamamlanmasına katkıda bulunur. Bu anlamda Geştalt’ta sözü edilen tamamlanmamış işler kavramı diğer kuramların formulasyonlarını da kapsar ve şemaların ya da hasarlı kendiliğin oluşmasının nedenini daha geniş bir çatı altında ortaya koyar. Bu anlamda bu kavram daha kapsayıcı ve temel bir nitelik taşır.

Geştalt terapide tamamlanmamış işlerle çalışırken amaç, danışanın tamamlanmamış işlerini fark etmesi, tamamlanmamış işlerle ilgili anıları yeniden yaşayarak temelindeki ihtiyaçlara ulaşması, bunlarla ilgili duygularını ifade etmesi ve bu ihtiyaçlarını şimdi karşılayabilmesi için alternatif yollar ve beceriler kazanmasıdır. Böylece danışanın geçmişte tamamlanmamış işlerini sağlıklı bir biçimde tamamlaması ve tamamlanmamış işleri nedeniyle bloke olmuş enerjisini şimdiye ve yeniye yöneltebilmesi sağlanır. Bu anlamda hem kişinin geçmişin olumsuz etkilerinden kurtulmasını hem de bugünde kişinin alternatif beceriler kazanarak tatminkar bir hayat yaşamasını hedeflemesi bakımından Geştalt yaklaşımının dinamik ve bilişsel öğeleri bünyesinde bütünleştirdiğini söyleyebiliriz.

Kaynaklar:

Beck, J.S. (2001) Bilişsel Terapi: Temel İlkeler ve Ötesi. Çev: Şahin, N.H., Çev. Ed: Balkaya, F. ve Koçkar, A.İ., Ankara: Türk Psikologlar Derneği Yayınları.

Bollas, C. (1987) The shadow of the object: Psychoanalysis of the unthought known. Londra: Free Associations.

Daş, C. (2010) Bütünleşmek ve Büyümek: Geştalt Terapi Yaklaşımı. 3. Baskı. Ankara: HYB Yayıncılık.

Erten, Y. (2004) Heinz Kohut’un İzini Sürmek. Psikanalizin “Öteki” Yüzü: Heinz Kohut’un içinde. İstanbul: İthaki Yayınları.

Kohut, H. (2004) Kendiliğin Çözümlenmesi. 1.basım. İstanbul: Metis Yayınevi.

Kohut, H., Wolf, E. (2004) Kendilik Bozuklukları ve Tedavileri: Ana Hatlar. Sf. 80-109. Çev: G.Budan (orijinal basım tarihi: 1978) Psikanalizin “Öteki” Yüzü: Heinz Kohut’un içinde. İstanbul: İthaki Yayınları

Mitchell A.S. (2009) Psikanalizde ilişkisel Kavramlar. Çev:G. Algaç, İ. Anlı. İstanbul: Bilgi üniversitesi yayınları (orijinal basım tarihi: 1946)

Tura, S.M. (2004) Kendilik psikolojisinin psikoloji tarihindeki yeri. Sf. 7-13. Kendiliğin Çözümlenmesi’nin içinde. 1.basım. İstanbul: Metis Yayınevi.

Young, J.E., Klosko, J.S., Weishaar, M.E. (2008) Şema Terapi: Terapistin Rehberi. Çev: Soylu, T.V., Özakkaş, T. (Ed). İstanbul: Litera Yayıncılık.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

Ay ay

ve yeni yazılar e-postama da gelsin dersen tıkla!

Diğer 4.442 takipçiye katılın

%d blogcu bunu beğendi: