TEMAS SINIRI: BİRLEŞME & AYRIŞMA

Yorum bırakın

Şubat 5, 2013 tarafından miraysasioglu

001 (174)

Miray Şaşıoğlu, Kl. Psk. Uzm.

Bireyselleşme, ayrışma sürecine analitik literatürde sıklıkla rastlanmaktadır. Buna göre çocuğun bakım verenle kurduğu ilişkinin niteliği, daha sonraki yıllarda kişinin ayrışma sürecinin neresinde olduğuna dair de bilgi verir. Örneğin Kohut (2004, sf.70-71) dönüştürerek içselleştirme yoluyla, çocuğun kendiliknesnesi işlevlerini içsel bir yapıya dönüştürmesi ve bu yapı sayesinde ilerde de narsisistik gerilimleriyle baş etme ve kendi kendini yatıştırma becerisi kazanmasına değinir. Kazanıldığı takdirde bir daha kaybedilmeyen bu iç yapı (Kohut, 2004, sf.54) özerk bir kendiliğin ve kendilik işlevlerinin oluşumunun ve çocuğun ebeveynden ayrışmasının habercisidir. (Kohut&Wolf, 2004, sf.88) İşlerin yukarıdaki gibi yolunda gitmediği durumlarda ise; kendiliknesnesi işlevlerini üstlenen kendiliğin temeli olan iç yapılar oluşamaz (Kohut, 2004, sf.70-71; Kohut&Wolf, 2004, 82-83). Bu durumda o dönemin eşduyumla karşılanmayan narsisistik ihtiyacına saplanıp kalan çocuk, yetişkinlikte de kendi kendisine sağlayamadığı kendiliknesnesi işlevlerini hep dışarıdaki insanlarda arayacak ve dolayısıyla bağımlı kişilik özellikleri gösterecektir. (Kohut, 2004, sf. 55- 56; Kohut&Wolf, 2004, 82-83).

Bu noktada Winnicott da (akt. Mitchell, 2009, sf.105-107) hepimizin arzularımızı ve deneyimlerimizi yetersiz olarak karşılayan ebeveynler tarafından büyütüldüğümüz gerçeğini ihmal etmeyerek psikopatolojiyi bir derece meselesi olarak yorumlar. Buna göre, çocuk zamanla ebeveynin kendisiyle ilgili yaratmış olduğu imgeye daha fazla benzeyerek ebeveyn için görünür olmayı öğrenir. Dolayısıyla Winnicott’a göre (akt. Mitchell, 2009, sf.105-107)  bütün kişiliklerde sahtelik ve boyun eğme öğeleri yer alır. Başka bir deyişle çocuk, kaçınılmaz olarak ebeveynlerin anlam ve değerler dünyasının esiri olur. Böyle bir kişi belirli bir ihtiyacını karşılayamamış, o ihtiyaçta takılı kalmış, sonuç olarak da ebeveyninden ayrışamamış, yani bireyselleşememiş demektir. Bu bağlamda dinamik yaklaşımda ayrışma önemli bir terapi hedefi olarak karşımıza çıkmaktadır. Geştalt terapisi, dinamik terapilerdekine benzer olarak bireyin karşılanmamış ihtiyaçlarının terapi odasında karşılanması üzerinde dursa da; bu süreci bağımlılığa ya da ayrışmaya olumlu ya da olumsuz bir anlam atfetmeden, bunun yerine katı ya da aşırı geçirgen değil ancak esnek sınırların olması gerekliliğine vurgu yaparak daha farklı bir biçimde ele almıştır.

Geştalt kuramında yaşantı organizma ve çevre arasındaki temas sınırının bir fonksiyonu olarak tarif edilir. Buna göre temas sınırı kişinin ben olanı ben olmayanlara göre deneyimlediği yer olarak tanımlanmaktadır (Daş, 2010). Bu noktada Polster ve Polster (1974: Daş, 2010) kişinin ben sınırının daha önceki deneyimlerine ve yeni yaşantılarına göre belirlendiğini belirtmektedir. Buna göre, ben sınırı farklı açılardan tanımlanabilir. Bunlar beden sınırı (ör; cinsel bölge), değer yargıları sınırı (ör; kadınlar zayıftır), alışkanlıklar sınırı (ör; memnun olmadığı halde işini değiştirmeme: “gelen gideni aratır”), kendini ifade etme sınırı (ör; çok gülme, ağlama) ve diğerlerinin dikkatini çekme sınırı (ör; nazar değecek diye olumlu şeyleri saklama) olarak adlandırılabilir (Polster ve Polster, 1974: Daş, 2010). Geştalt terapisinde, dinamik terapide olumlu bir anlam atfedilen bireyselleşmenin sağlanabilmesinin, bu sınırların esnetilmesi ile gerçekleştiğini; bu sebeple de, bunun ayrışmadan ziyade bütünleşme olarak adlandırıldığını düşünüyoruz. Başka bir deyişle, alışılagelen anlamıyla bireyselleşme Geştalt terapide bütünleşme ile başa baş giden bir süreç olarak karşımıza çıkmaktadır.

Geştalt yaklaşımına göre, tüm psikolojik olaylar bu temas sınırında oluşur. Başka bir deyişle, temas sınırı, kişinin hem diğerlerinden ayrıştığı, hem de onlarla temas kurduğu yerdir (Clarkson ve Macewn, 1993: Daş, 2010). Korb ve arkadaşları (1989: Daş, 2010) temas sınırında yapılan seçimlerin yaşam biçimini, içinde yaşanan kültürün yapısını, iş, aile ve aşk ilişkilerini belirlediğini ifade eder, buradan bakıldığında temas sınırının hem organizmaya, hem de çevreye ait olduğu görülmektedir. Bu nedenle temas sınırı sabit değil dinamik bir yapı gösterir, yani kişideki, çevredeki ve kişi-çevre arasındaki değişikliklere bağlı olarak her an değişir. Bu anlamda Geştalt yaklaşımı, kişi ile çevre arasındaki dengenin bozulmasının, sadece kişiden ya da sadece çevreden kaynaklandığına inanan diğer yaklaşımlardan farklı olarak, kişi ile çevre arasındaki temas sınırında ortaya çıkan bozukluklara odaklanır (Daş, 2010).

O halde, Geştalt yaklaşımında temas ve ayrışma yaşam içinde dönüşümlü olarak yer değiştirmektedir. Önemli olan ayrışmak değil, uygun zamanda ve uygun yerde, uygun temas biçiminin kullanılmasına izin veren esnek sınırlara sahip olmak, yani aslında bütünleşmektir. Geştalt yaklaşımında ayrışmadan ziyade temasa yapılan vurgu ve temas kavramına atfedilen önemin nedeni; Clarkson ve Mackewn (1993: Daş, 2010)  tarafından Geştalt yaklaşımında kişinin ancak temas yoluyla büyüyebileceğine ve değişebileceğine inanılması olarak ortaya konmuştur. Bu bağlamda kişinin büyüyüp değişmesi, yani temas etmesi tüm duygularını içe alması, tamamlanmamış işlerini tamamlaması ve temas sınırını duruma göre esnetmesi ile mümkündür.

Kişi ihtiyaçlarını karşılayabilmek için çevreyle temas ederken çeşitli temas biçimlerinden yararlanır. Bunlardan içe almada kişi çevresinden gelen duygu, düşünce ve davranışları ayırtetmeden ve özümsemeden, olduğu gibi içine alarak kabul eder. Duyarsızlaşmada kendi bedeninden gelen duyum ve duyguların farkına varmaz. Saptırmada diğer kişilerden gelen mesajları, tepkileri, duygu ifadelerini duymaz. Yansıtmada, kendi duygu, düşünce, davranış ya da özelliklerini başka bir kişi, durum, ya da objeye atfeder. Kendine döndürmede, diğerlerinden beklediklerini kendine veya diğerlerine gösterir. Kendini seyretmede kendini sanki bir başkasıymış gibi dışarıdan gözler. İçiçe geçmede ise kendisi ve diğerlerini bir olarak görür ve sınırlarını belirleyemez (Daş, 2010). Bu temas biçimlerinin her biri uygun durumlarda ve optimum düzeyde kullanıldığında işlevseldir. Bu bağlamda, danışan için yukarıda sözü edilen temas biçimlerinin en işlevsel şekilde kullanıldığı en uygun ve en güzel ritmi danışanla birlikte oluşturmak hedeflenir (Daş, 2010).

Temasın sağlanabilmesi için birden fazla kişi, obje ya da durum olması gerekir. Bir başka deyişle temas ancak birbirinden farklı iki şey arasında gerçekleşebilir. Bu anlamda kişi canlı, cansız tüm varlıklarla ve kendisiyle de temas kurabilir. Temas esnasında dışarıdan gerçek ya da metaforik anlamda bir şey alınır ve dışarıya bir şey verilir. Bu alışveriş tanımlanan iki farklı şey (insan, nesne, durum gibi) arasındaki çekim ya da itmeye bağlı olarak ortaya çıkar (Korb ve ark., 1989: Daş, 2010). Dolayısıyla temas, hem ben ile ben olmayan arasındaki ilişki, hem ben ile senin ayırt edilmesi anlamlarına gelmektedir (Daş, 2010). O halde temas, hem birleşmenin hem de ayrışmanın yaşandığı yerdir ve tüm alışverişler bu sınırda gerçekleşir. Bu noktada temas sınırında duran gümrük memurunun çok mu katı, çok mu müsamahalı, ya da kontrollü bir biçimde duruma göre esnek bir tutum mu takındığı önem taşımakta ve bireyselleşme derecesi ile ilgili bilgi vermektedir.

Bu noktada temas ritminin bozulmasının nedeni Perls’e göre kişinin ihtiyaçları ile çevrenin ihtiyaçları birbirinden farklılaştığında, kişinin kendi ihtiyaçlarının mı, yoksa çevrenin ihtiyaçlarının mı daha önemli olduğunu ayırt edememesidir (Perls, 1973: Daş, 2010). Bu durum toplumu da bireyi de sıkıntıya sokar. Bu durumda kişi iki sağlıksız tepki verebilir. İlkinde, kişi toplumun sınırlarını aşabilir, bu durumda başkalarının ihtiyaçlarını göremez ve anlayamaz (Suçlu). İkincisinde ise, kişi kendini çok fazla geri çeker, kendi ihtiyaçlarını anlayamaz ve neticede toplumun kendi sınırını aşmasına izin verir (nevrotik) (Daş, 2010). Bu tepkilerin ikisi de biri tepkisel, biri teslimiyetçi olma suretiyle kendi seçimleri dışında bir etkene yani çevreye bağımlıdır. Bu anlamda burada kişinin bireyselleştiğinden söz edilemez. Buna karşılık sağlıklı kişiler bu ikisi arasında denge kurabilen kişilerdir. Yani ne toplumun sınırını aşarlar ne de toplumun kendi sınırlarını aşmalarına izin verirler.

Sonuç olarak, Polster ve Polster (1974: Daş, 2010) iyi bir temasın sağlanabilmesi için temas sınırının esnek ve geçirgen olması gerektiğini belirtmiştir. Buna göre, kişinin ben sınırı temasa ne kadar izin veriyorsa, temas sınırı o kadar esnek ve geçirgendir denilir. Temasa kapalı kişi ben sınırını genişletemez ve dolayısıyla büyüyüp gelişemez (Daş, 2010). Bebek metaforundan hareketle, bu çevresi tarafından ihtiyaçları karşılanmayan, ya da verileni almayı reddeden bir çocuğun büyümesinin durmasına benzer. Yine Daş (2010) tarafından ifade edildiği gibi, bazı kişiler ise ben sınırlarında değişiklikler yapabilir ve dolayısıyla hızla büyüyebilirler. Bu durum, kişilerin isteklerine kendi çabaları ile ulaşmaları ve neticede güvenlerini artırmalarında, kendi kontrollerinde olmayan durumlarda ise katı ben sınırını esnetemeyen kimselere göre çok daha enerjik ve etkili bir şekilde tepki vermelerinde önemli rol oynar. O halde, Geştalt yaklaşımında kişinin bireyselleşmesi, dinamik yaklaşımdakinden farklı olarak, temas sınırının duruma göre esneyen bir yapı kazanması, başka bir deyişle temas sınırındaki gümrük memurunun karşılaştığı duruma kontrollü bir biçimde kendini adapte edebilme becerisi kazanmasıdır.

Kaynaklar:

Daş, C. (2010) Bütünleşmek ve Büyümek: Geştalt Terapi Yaklaşımı. 3. Baskı. Ankara: HYB Yayıncılık.

Kohut, H. (2004) Kendiliğin Çözümlenmesi. 1.basım. İstanbul: Metis Yayınevi.

Kohut, H., Wolf, E. (2004) Kendilik Bozuklukları ve Tedavileri: Ana Hatlar. Sf. 80-109. Çev: G.Budan (orijinal basım tarihi: 1978) Psikanalizin “Öteki” Yüzü: Heinz Kohut’un içinde. İstanbul: İthaki Yayınları

Mitchell A.S. (2009) Psikanalizde ilişkisel Kavramlar. Çev:G. Algaç, İ. Anlı. İstanbul: Bilgi üniversitesi yayınları (orijinal basım tarihi: 1946)

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

ve yeni yazılar e-postama da gelsin dersen tıkla!

Diğer 4.428 takipçiye katılın

%d blogcu bunu beğendi: