PSİKOTERAPİDE “DİYALOG” KAVRAMI

Yorum bırakın

Mart 2, 2013 tarafından miraysasioglu

992[1]Miray Şaşıoğlu, Kl. Psk. Uzm.

Geştalt, dinamik ve bilişsel kuramların üçü de, danışanın değişiminde ilişkinin önemine vurgu yapar. Ancak yapılan vurguların niteliği, ilişkiden iyileşme sürecinde nasıl yararlanıldığı, ilişkinin değişim için amaç mı araç mı olduğu, ilişkinin kurulmasında yararlanılan ve yorumlanılan araçlar, terapistin ilişki içindeki tavrı, ilişki içinde danışana terapi süreci ve gidişatı ile ilgili ne kadar bilgi ve sorumluluk verildiği ve bu esnada odaklanılan zaman dilimi bakımından farklılıklar gösterir.

Geştalt yaklaşımında bireyin yaşadığı çevreyle etkileşimindeki çıkış noktası bireyin doğal ihtiyacıdır ve bu doğal ihtiyacın doyurulmasının engellenmesi durumlarında ise birey yeni durumlara adaptasyon gösterir. Adaptasyonda sorun çıkması durumunda ise, kişinin çevreyle (bu noktada terapistle) kurduğu ilişki içinde spontanlığını yeniden yakalaması, Lobb’un ifade ettiği gibi, organizma-çevre deneyiminin –Gestalt deneyim döngüsü çerçevesinde- yeniden organize edilmesi ile mümkün olacaktır. Gestalt terapi teknikleriyle amaçlanan da işte bu yeniden organizasyonun ve sonucunda spontanlığın geri kazanımıdır (Lobb, 2005, sf.27). Geştalt bakış açısına göre büyüme ve değişme ancak ilişki bağlamında mümkün olabilir (Mackewn, 1997: Daş, 2010) ve terapinin özü de iki insan arasındaki temastır. Buna göre, danışan ancak terapistin kendisi gibi gerçek olduğuna inanırsa, kişisel yaşantılarını irdelemeye, adlandırmaya ve fark etmeye başlayabilir (Clarkson ve Macewn, 1993: Daş, 2010).

Bilişsel terapideki amaç ise danışanın problemlerini çözmesini engelleyen işlevsel olmayan düşünce ve davranış repertuvarlarını gerçekçi ve işlevsel olanlarla değiştirmek suretiyle kendi hedeflerine kendi kendine ulaşabilmesini sağlamaktır. Bu noktada terapist danışana ilerde problemlerini kendi kendine çözebilmesi için teknikler öğretir (Beck, 2001). Terapistle ilişki içinde, kişinin düşüncelerine yönelik artan farkındalığı çevreyle ilişkilerinin yeniden düzenlenmesini ve spontanlığı beraberinde getirecek de olsa, bu spesifik olarak bilişsel terapinin amaçları arasında yer almaz. Bilişsel terapinin amacı daha ziyade danışanın hedef listesinde belirttiği somutlaştırılmış hedeflerin gerçekleştirilmesi, danışana yeni düşünüş biçimleri ve davranış becerilerinin kazandırılması, ve neticede danışanın bu daha işlevsel yollarla problemlerini çözebilecek düzeye getirilmesidir.

Başka bir deyişle, bilişsel terapi,  ihtiyaçların ne olduğu, hangi geçmiş yaşantılardan kaynaklandığı ve güven ilişkisi kurulmasında bir terapistte olması gereken temel özelliklerin (sıcaklık, ilgi, şefkat, içten bir saygı ve yeterlilik) ötesinde ilişki üzerinde durmaz; bunun yerine ihtiyaca ulaşmayı engelleyen düşünce biçimlerinin ve davranış repertuvarlarının daha işlevsel olanlarla değiştirilmesine odaklanır. Bu anlamda bilişsel terapi daha hedef yönelimli ve problem odaklıdır (Beck, 2001).  O halde, bilişsel terapide ilişkinin hedeflere ulaşmak için işbirliğinin sağlanmasına hizmet eden gerekli bir araç olduğunu, ancak değişimi beraberinde getiren başlı başına bir amaç olmadığını söyleyebiliriz.

Dinamik yaklaşımlarda ise danışanın farkındalığının artması ve kişinin kendiyle ve başkalarıyla erken çocukluk döneminde kurduğu ve içselleştirdiği ilişki kurma metotlarının yetişkine özgü alternatiflerle değiştirilmesi amaçlanır. Bu amaçla, terapist danışanın ilişkisel geçmişi hakkında, terapi odasındaki aktarımdan yola çıkarak fikir edinmeye çalışır. Örneğin, danışan terapistin kendi söylediklerini kaldıramayacak kadar zayıf olduğunu düşünürken, babasının annesine yönelik düşüncesini, duygularını ifade ettiği zaman karşılığında şiddetli tepki görürüm ve terk edilirim diye düşünürken de annesinin düşüncelerini yansıtmaktadır (Fowlie, 2005, sf.200-202).

Terapist bu noktada karmaşası ve karşı-aktarımlarını çözdükten ve kişinin ilişkisel repertuvarından emin olduktan sonra, danışanın ona yansıttığından çok farklı biri olarak danışanın adeta doğrulamaya çalıştığı beklentisini gerçekleştirmeyince, savunmacı olmayan biçimde danışanın kendi çatışmasını görmesini sağlayınca, ve korktuğu gibi onu terk etmeyince, danışanın içgörüsü ve farkındalığı artar (Fowlie, 2005, sf.200-202).

Mitchell de (2009, sf. 291)Winnicot’tan alıntılar yaparak tedavi sürecini şöyle anlatmaktadır: Analitik süreç “kendini iyileştirme” sürecidir; düzeltici bir çevre sahte, savunmacı, telafi edici uyarlamaların çökmesini sağlar ve böylelikle gerçek kendiliğin tıkanmış gelişiminin yeniden başlamasına izin verir. Yani bir anlamda analistin hastanın bebekliğinin annesini oynayabilmesi gerekmektedir. Guntrip de psikoterapiyi annenin yaşamın başlangıcında sağlamakta yetersiz kaldıklarını sunan bir ikame terapisi olarak görür. (akt. Mitchell, 2009, sf.164) Bu bilişsel terapideki hedef, yöntem ve ilişkiye yüklenen anlam bakımından oldukça farklıdır.

Bu noktalarda Geştalt terapide de dinamik kuramdakine benzer bir yol izlenildiğini, ancak ihtiyaçların karşılanması temel amacı çerçevesinde odağın geçmişte değil bugünde olduğunu söyleyebiliriz. Geştalt yaklaşımına göre, bir ihtiyaç tamamlanmamışsa geçmişte değil bugündedir. Bu ihtiyacı karşılamanın yolu ise danışanı, bedenine ve duygularına odaklanarak, bugüne getirebilmektir (Daş, 2010). Bu esnada aktarımların yorumlanması amacına vurgu yapılmadığı gibi, bireye kendi ihtiyaçlarını anlaması ve yaratıcı adaptasyonlar geliştirmesi bakımından duyulan güvenin altı daha fazla çizilir.

Aynı zamanda Geştalt yaklaşımına göre iyileşme ne terapiste ne danışana bağlıdır, iyileşme terapistle danışan arasındaki diyaloğa bağlıdır (Mackewn, 1997: Daş, 2010). Joyce ve Sills (2003: Daş, 2010) güvenilir bir ortamın yaratılmasını da değişme ve büyüme açısından önemli bir gereklilik olduğunu ileri sürmüştür. Bilişsel yaklaşım da terapist ve danışan arasında çok sağlam bir terapötik ilişkinin gerekliliğini vurgulasa da, bu yaklaşımda danışanların terapistin temel terapist özelliklerine (sıcaklık, ilgi, şefkat, içten bir saygı ve yeterlilik) sahip olması durumunda terapiste güvenme ve birlikte çalışma konusunda zorlanmayacağı varsayılır (Beck, 2001). Bu terapistler ancak kişilik bozukluğu olan danışanlarda terapötik ilişki üzerinde daha fazla çalışılması gerektiği vurgulamaktadır (Beck ve ark., 1990; Young, 1990: Beck, 2001). Bu vurgu, Geştalt ve dinamik yaklaşımlarda bütün danışanlar için geçerlidir.

Bu noktada kurulan ilişkide terapistin duruşuna ve ilişkinin içeriğine dair de Martin Buber’in 1958’de (akt. Daş, 2010) ortaya attığı ve ben-sen ilişkisine dayanan “varoluşsal diyalog” kavramına değinmekte fayda görüyoruz. Yontef’in (1993: Daş, 2010) de belirttiği üzere, varoluşsal diyalog her biri ayrı bir varoluş tarzına ve farklı ihtiyaçlara sahip olan iki insanın, aralarındaki farklılıkları kabul ederek ve birbirlerine saygı duyarak buluşmasıdır. İnsan insana yaşanan bu buluşmada her iki taraf da kendi içsel yaşantılarını paylaşırken birbirinden etkilenir ve birbirine tepki verir. Bu bağlamda Geştalt terapisinin, dinamik ve bilişsel yaklaşımlardan ayrıldığını düşünüyoruz. Dinamik terapide aktarımlara izin vermesi bakımından terapistin nötr ve objektif durması hedeflenirken (Mitchell, 2009); bilişsel terapide ise karşılıklı bir değişimden ziyade problemlerin çözülmesi için bilişlere odaklanan hedef yönelimli ve problem odaklı bir tavır sergilenir (Beck, 2001). Bu noktada dinamik terapist, nötr ve objektif tutumu ile geçmişteki ilişkisel deneyimi, terapi odasında kurulan ilişkideki aktarımlar üzerinden anlamaya çalışırken; bilişsel terapist düşünsel ve davranışsal değişimin en hızlı şekilde sağlanabilmesi için nasıl güven ilişkisi kurulacağı bilgisine sahip olan bir eğitmen gibidir.

Bilişsel terapideki ilişki hem danışan hem terapist için, analitik terapiye göre daha açık ve şeffaftır, bu noktada danışanın hedefine ulaşması için ona çeşitli teknikler öğreten bir terapist ve işbirliği yapacağı varsayılan danışanın ekip çalışması söz konusudur. Dinamik terapilerdeki ilişkide ise, danışana süreç hakkında daha az bilgi veren ve danışanın sözlerine karşı daha şüpheyle yaklaşan bir terapist sözkonusudur. Bilişsel terapide formulasyon, danışandan geribildirim alarak sürekli geliştirilirken, dinamik terapide daha gizemli bir atmosfer vardır. Ayrıca dinamik terapide yorumlarla kazandırılmaya çalışan farkındalıkta, danışana verilen sorumluluk, bilişsel terapide her iki tarafa da eşit dağıtılan sorumluluğa göre daha azdır.  Bu anlamda, bilişsel terapi ile kıyaslandığında dinamik terapi sorumluluk anlamında danışanı sürece daha az dahil ediyor gibidir. Buna göre, bilişsel terapide dönüşüm daha direkt olarak, daha hızlı ve eyleme dayalı ortaya çıkarken; dinamik terapide içsel bir dönüşümün hedeflenmesi ile bağlantılı olarak daha dolaylı ve daha uzun sürelidir. Şimdi bu iki yaklaşım arasındaki farklılıklardan hareketle, Geştalt yaklaşımında diyaloğun özelliklerine ve dinamik ve bilişsel yaklaşımlarla arasındaki benzerlik ve farklılıklara değineceğiz.

Perls terapide ben-sen ilişkisinin sağlanabilmesi ya da başka bir deyişle insan insana bir buluşma ve etkileşimin gerçekleşmesi için gerekli atmosferi yaratmanın terapistin en önemli sorumluluklarından birisi olduğunu ortaya koymuştur (Perls, 1973: Daş, 2010). Bu atmosferde danışanın kendini sevmesi, takdir etmesi ve kendisiyle ilgili farkındalıklar kazanması ancak terapistin kendini olduğu gibi kabul ettiğine inanması halinde mümkün olur (Zinker, 1977: Daş, 2010). Bu bilişsel terapide ve dinamik terapide de olmazsa olmaz temel terapist özelliklerindendir. Geştalt terapisinde, terapistin sürece katılabilmesi için, terapiye sadece kendi bakışaçısından değil, danışanın bakışaçısından ve danışanla aralarındaki ilişki açısından da bakabilmesi gerekir (Joyce ve Sills, 2003: Daş, 2010). Terapist empati yaparak, onun dünyasına onun durduğu yerden, onun gözleriyle ve onun gibi bakmaya çalışır. Duygular evrensel olduğundan bu zor değildir. Ancak terapist kendi duyguları ile barışık değilse, danışanın bu tür duygu ifadelerine de empati duyamaz ve onu engelleyebilir. Bu nedenle de Geştalt terapistlerinin kendilerinin de terapiden geçmeleri zorunludur (Daş, 2010). Yine ilişkisel bir odak taşıyan dinamik terapide de terapistin, kendi aktarım ve karşı aktarımsal süreçleri bilgisine hakim olması açısından, kendi analizinden geçmesi koşulu aranır. Ancak bilişsel yaklaşımda ilişkiden bilişsel yeniden yapılandırma için bir araç olarak yararlandığından ve değişim için ilişkinin yorumlanması sözkonusu olmadığından, bilişsel terapistlerin terapi verebilmesi için kendi bilişsel terapilerinden geçmeleri şartı aranmaz.

Terapist danışanı dinlemeye ve anlamaya çalışırken, sadece onun söylediklerini değil, söylemediklerini ya da farkında olmadıklarını da duymaya çalışır (Yontef, 1993: Daş, 2010). Bu bağlamda Gestalt terapisti bütüncül şekilde gözlemci olmalıdır. Terapist danışanın yaptıklarına en az söyledikleri kadar, hatta daha fazla önem verir. Perls (1973: Daş, 2010), gerçek iletişimin sözlerin ötesinde yaşandığını belirtmiştir. Bu nedenle, diğer pek çok yaklaşımda olduğu gibi, terapistin sadece duyduklarına odaklanması yetmez, diğerlerinden farklı olarak danışanın bedensel ve sözel olmayan davranışlarına da dikkat etmesi, gözlemesi gerekir. Geştalt yaklaşımında özellikle farkında olunmayan duyguların, bedenin çeşitli kısımları, beden hareketleri ve bedenin işlevleri yoluyla, ifade edildiklerine inanılır (Mackewn, 1999: Daş, 2010). Bu dinamik yaklaşımdaki ile benzerdir. Ancak bilişsel terapide görünenin ardındaki üzerinde durulmaz, danışanın söylediklerinin altında başka bir anlam aranmaz.

Geştalt terapi yaklaşımına göre terapötik ilişki içindeki en önemli araç terapistin aktif bir biçimde varlığını ortaya koymasıdır (Yontef, 1993: Daş, 2010). Diyalog ilişkisinde, terapist terapi sırasında kendi yaşadıklarının, hissettiklerinin ve tepkilerinin farkına vardıktan sonra bunları danışanla paylaşır. Danışanın yararına olması koşulu ile (Yontef, 1993: Daş, 2010) yapılan bu paylaşım bilişsel, duygusal ve bedensel düzeyde veya sözsüz iletişim yoluyla olabilir (Joyce ve Sills, 2003: Daş, 2010). Stern (1985: Daş, 2010) terapistin danışanın duygularına eşlik etmesini veya danışanın yaşadığı bir duygudan nasıl etkilendiğini ona iletmesini “duygusal akort” olarak adlandırır. Bu tür paylaşımlar, hem danışanın görüşme sırasında duygularını rahatça yaşamasına, hem de terapist tarafından anlaşıldığını ve kabul edildiğini hissetmesine yol açtığından çok iyileştirici bir etkiye sahiptirler. Bu anlamda, Geştalt terapisi diğer yaklaşımlara kıyasla radikal bir tutum sergiler. Bu özellikle, terapistin nötr ve objektif biçimde konumlandığı ve kendinden kesinlikle bir şey paylaşmadığı dinamik yaklaşımla çelişmektedir. Bilişsel terapide de ilişki amaç değil araç olduğundan, terapistte bu özellik aranmaz, ancak bu noktada terapistin kendinden bir şey kesinlikle paylaşmamasına yönelik dinamik kuramdaki gibi kati bir kuralın varlığından da söz edilemez.

Terapistle danışan arasındaki ilişkinin sorumluluğunun terapist ve danışan tarafından birlikte üstlenilmesi de, odak ilişkiselliğin üzerinde olmasa da değişimin sorumluluğunu terapist ve danışan arasında eşit olarak dağıtan bilişsel terapidekine benzerdir. Dinamik yaklaşımda ise danışanın kendi sorumluluğunu yavaş yavaş terapistin üzerinden alması üzerinden sorumluluk değişken bir biçimde danışan ve terapist arasında dağıtılır.

Bunun yanında Geştalt terapistinde özellikle terapinin başlangıcında yapılan değerlendirmeler sırasında ve terapide tıkanıklık yaşandığı durumlarda, terapistin yönlendirici olması önem taşır (Korb ve ark., 1989: Daş, 2010). Geştalt terapisti aynı zamanda eğitici olmalıdır. Terapist danışana geştalt yaklaşımının bakışaçısıyla ilgili olarak, açıklamalar yapma ve bilgiler vermeye ihtiyaç duyabilir (Daş, 2010). Bu bilişsel yaklaşımdaki tutum ile benzerdir, ancak dinamik terapide bu anlamda didaktik bir yan yoktur.

Geştalt terapisti katalizör olmalıdır yani terapist danışana ne yapacağı, neyi değiştireceği, nasıl davranması gerektiği gibi konularda önerilerde bulunmaz, yani kendi çözüm yollarını ya da değer yargılarını danışana empoze etmez, bunun yerine danışanın terapide tüm zorluklarını, kördüğümlerini, kutuplarını, dirençlerini fark etmesini ve yaşamasını sağlayarak kendi çözüm yollarını yaratmasına, yani kendi sorumluluğunu üstlenmesine yardımcı olur. Terapist danışan için karar vermez ve bu anlamda onun sorumluluğunu üstlenmez (Yontef, 1993: Daş, 2010). Bilişsel terapide de dinamik terapide de danışanın kendi çözüm yollarını üretmesi önemlidir. Bu bağlamda çözüm yolunu bulması için bilişsel terapist sokratik sorgulamadan yararlanırken; dinamik terapist temel ihtiyacın terapi odasında karşılanması sonucu, danışanın zaten kendi çözüm yollarını bulacağını varsayar ve danışanın çözüm yolları üretme sürecine çoğunlukla direkt ve aktif olarak dahil olmaz.

Son olarak Geştalt terapisti yaratıcı olmalıdır. Geştalt yaklaşımında terapi sırasında yararlanılabilecek sonsuz sayıda egzersiz ve strateji vardır. Terapist o zamana, o kişiye, o duruma, o soruna yönelik yararlı olacağını düşündüğü egzersizleri mevcut repertuvarı arasından seçmek, bunları danışana göre uyarlamak ve gerekirse de yenilerini yaratmak durumundadır (Zinker, 1977: Daş, 2010). Buna karşılık bilişsel terapi seansları oldukça yapılandırılmıştır. Terapistin de her seansta bu yapıya uymasında fayda olduğu düşünülmektedir (Beck, 2001). Dinamik terapide ise kişiye göre değişen sonsuz sayıda egzersiz ve stratejiden söz edilemez ama seanslar bilişsel terapideki gibi yapılandırılmış da değildir.

KAYNAKLAR:

Beck, J.S. (2001) Bilişsel Terapi: Temel İlkeler ve Ötesi. Çev: Şahin, N.H., Çev. Ed: Balkaya, F. ve Koçkar, A.İ., Ankara: Türk Psikologlar Derneği Yayınları.

Daş, C. (2010) Bütünleşmek ve Büyümek: Geştalt Terapi Yaklaşımı. 3. Baskı. Ankara: HYB Yayıncılık.

Fowlie, H. (2005) Confusion and introjection:A model for understanding the defensive structures of the parent and child ego states. Transactional Analysis Journal. 35, 2, Sf.192-204

Lobb, M.S. (2005) Classical Gestalt Therapy Theory. In Gestalt Therapy: History, Theory and Practice. Woldt, A.S.&Toman, S.M (Eds.) pp.21-41. Sage Publications, Inc.

Mitchell A.S. (2009) Psikanalizde ilişkisel Kavramlar. Çev:G. Algaç, İ. Anlı. İstanbul: Bilgi üniversitesi yayınları (orijinal basım tarihi: 1946)

Yontef, G.M. (2005) Gestalt Therapy Theory of Change. In Gestalt Therapy: History, Theory and Practice. Woldt, A.S.&Toman, S.M (Eds.) pp.81-101. Sage Publications, Inc.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

ve yeni yazılar e-postama da gelsin dersen tıkla!

Diğer 4.428 takipçiye katılın

%d blogcu bunu beğendi: