Gezi Direnişi’nin “Temel İhtiyaçlar ve Mod Kavramı” Üzerinden Değerlendirilmesi

Yorum bırakın

Haziran 13, 2013 tarafından miraysasioglu

fotoğrafTEMEL EVRENSEL İHTİYAÇLARIMIZ

Her birimiz, varlığımızı sürdürebilmek için hava, su, besin kadar gerekli birtakım duygusal ihtiyaçlarla dünyaya geliriz. Bu ihtiyaçlar güvenlik, istikrar, bakım, kabul edilme, özerklik, kimlik algısı, rekabet,  ihtiyaç ve duyguları ifade etme özgürlüğü, spontanlık, oyun ve kişinin öz-denetiminin oluşumunu teşvik eden gerçekçi sınırlara sahip bir dünyada yaşamak olarak özetlenebilir.

Türkiye’de Gezi Parkı’ndaki ağaçların “sökülmek” istenmesi ile başlayan süreçte, seslerini duyurmak için eylem hakkını kullanan protestoculara karşı gerçekleştirilen polis saldırısı sonucu, görmezden gelinmiş ve karşılanmamış ihtiyaçlarının tüm birikmişliği ve dayanışma ruhu ile tüm Türkiye’de halk sokaklara döküldü. Sokağa çıkamayanlar ise evlerinden tencere ve tavalarla eylemcilere destek verdi.

Bu süreçte temel hak ve özgürlüklerine sahip çıkan ve demokratik yollarla hükümete rahatsızlık ve taleplerini iletmek isteyen eylemcilere karşı polisin orantısız güç kullanımına ek olarak, hükümetin halkı ikiye bölen, ihtiyaç ve talepleri görmezden gelen, küçümseyen, dışlayıcı ve tehditkar tutumu, halkın farklılıklardan çok ortaklıkları görerek, aynı hak ve özgürlükler etrafında birleşmesi sürecini hızlandırdı.

Apolitik denilen kuşak, “tüm siyasetim özgürlük” duruşuyla, yarınlara “öğrenilmiş çaresizlik” gözlüğü arkasından bakan tüm kesimleri şaşırttı ve geleceğe dair umut aşıladı. “Bu biber gazı bir harika dostum”, “Sık bakalım” derken korku eşiği aşıldı, tehdit ve saldırı karşısında başa çıkabilirlik deneyimi arttıkça, hissedilen duygu korku ve kaygı olmaktan çıkarak yerini heyecan ve coşkuya bıraktı. Dolayısıyla bu süreç travma ve mağduriyet sebebi değil, aksine ezilen, sesi duyulmayan, alanına girilen, sınırları aşılan, fikri sorulmayan halkın haklarını geri almasının amaçlandığı sağlıklı bir direniş, adil, eşitlikçi ve özgür bir toplumun inşasının ilk adımı olarak yorumlanmalıdır. Travma ve başaçıkma yolları ile ilgili bilgilendirme yaptığımız programa http://www.youtube.com/watch?v=6IocbMMCq4k adresinden ulaşabilirsiniz.

Bu yazıda amaçlanansa karşılanmamış ihtiyaçların karşılanması sürecinde hak talep eden ve edilen tarafların başvurdukları başa çıkma yollarını “modlar” kavramından faydalanarak yorumlamaya çalışmaktır.

KARŞILANMAYAN İHTİYAÇLARLA BAŞA ÇIKMA YOLLARI

Hepimiz karşılanmayan ihtiyaçlarımızın bizde yarattığı yoğun ve acı verici duygularla –çaresizlik, öfke, kaygı- başa çıkabilmek ve ihtiyacımızı alabilmek için çeşitli yollara başvururuz. Başvurduğumuz yollar sağlıklı olup bizi ihtiyacımıza götürebileceği gibi, sağlıksız olup bizi ihtiyacımızı almaktan daha da uzaklaştırabilir. Modlar basitçe tarif etmek gerekirse, tetikleyici durumlar karşısında başa çıkabilmek için uyanan farklı yanlarımızdır.

İhtiyacı karşılanmayan kişi ihtiyacını alabilmek için kızgın/dürtüsel bir çocuk gibi davranabilir. Bu moddayken kişi saldırgan tavırlar sergileyerek, hakkı olanı kendini haksız duruma düşürerek almaya çalışabilir.  Kışkırtıcı söylem ve eylemler kişide bu modu tetikleyebilir ve sonuç olarak bu tepkiler ihtiyaçları karşılaması beklenen karşı tarafın elini güçlendirir. Bu süreçte Gezi Parkı direnişinde provokasyonlara gelinmemesi, şiddet içeren söylem ve eylemlerde bulunulmaması, küfürden, cinsiyetçi, milliyetçi, ırkçı, siyasi dilden, vandalizmden uzak durulmasına yönelik yapılan çağrılar ve verilen zararı da telafi etme yönünde alınan tedbirler, tam da kızgın-dürtüsel çocuk moduna dizginlemek için ortaya çıkan sağlıklı yetişkin tepkileridir.

Bir diğer mod Kopuk-korungan moddur. Bu moddayken kişi duyguları, ihtiyaçları ve sorunları reddeder. Hissiz, mesafeli, ilgisiz ya da aşırı mantıklı davranır. Bu mod bir nevi uyku modudur. Kişi içinde olup bitenle temasını kaybetmiştir. Kişileri başka kişilere ve hayata bağlayan kablolar kopmuş gibidir. Bu süreçte tüm Türkiye’de gerçekleşen bu halk hareketini, halka iletmeyen medyanın kopuk-korungan modu besleyen bir tutum içinde olduğu söylenebilir. Duymayan, görmeyen, uykuda bir toplum, ihtiyaçları için harekete geçmez, çünkü ihtiyaçlarının ne olduğunu bile bilmez. Bu süreçte sosyal medya kişileri uyandırma, farkındalık yaratma, hem kendi aralarındaki hem de ihtiyaçları ile aralarındaki teması artırma görevlerini üstlenmiştir. Kişinin ihtiyacını fark etmesi ve çözüm üretme sürecinde, yüzleşmekten kaçındığı gerçeklerle ve bu gerçeklerin yarattığı acı veren duygularla yüzleşmesi büyük önem taşımaktadır. Bu noktada her ne kadar bilgi kirliliğinden söz edilse de, sosyal medya videolarla, resimlerle kısacası kanıtlarla yaşananları haber alma özgürlüğünden yoksun bırakılmış kişilere ulaştırarak, insanları bilgilendirerek, uyandırarak, olabileceklere karşı hazırlayıp, kitleleri destek olmaya çağırarak bir nevi sağlıklı yetişkin işlevi üstlenmektedir.

İnsanların ülkelerinde, hatta yanıbaşlarında, yaşanan olayların farkına varmamaları dolayısıyla da tepki vermemeleri gayesiyle haber alma özgürlüklerinin kısıtlandığı, insanların ülkeleriyle ilgili bilgiyi başka ülkelerin TV kanallarından aldığı bir ortamda, bir diğer uyumsuz başa çıkma modu olan Söz Dinleyen-Teslimci moda değinmekte fayda var. Yaşadığımız süreçte bu mod, isimlerinin önüne “yandaş” sıfatı eklenen kişi ve kurumlar aracılığı ile görünür olmaktadır. Bu modda kişi kendi ihtiyaçları pahasına diğerinin beklenti ve taleplerine uyum gösterir. Bu mod, pasif, çaresiz, boyun eğici bir moddur. Kişi kendi ihtiyaçlarını bilmez, kendinden daha güçlü olanın hangi ihtiyaçlara sahip olması gerektiğini ifade etmesini bekler, onun izin verdiği şekilde hareket eder. Söz dinleyen-teslimci mod, otorite ile çatışmadan kaçınarak kısa vadede kişilerin aferin almasını sağlasa da, uzun vadede kişi için temel duygusal ihtiyaçlarının karşılanması yönünde tatmin edici sonuçlar doğurmaz. Sonuç olarak kişi kendine yabancılaşır, ihtiyaçlarını fark etmek ve ifade etmek becerisini ve anlamlı bir yaşam şansını kaybeder. Bu noktada her türlü siyaseti dışarıda bırakarak, halk olarak temel hak ve özgürlükler etrafında toplanma vurgusunda bulunmak, vekilimizi, polisimizi, medyamızı ve boyun eğen herkesi dayanışmaya çağırmak, kutuplaştırma, bölme çabalarının karşısında inatla özgürlükçü, şeffaf ve barışçıl bir yaklaşımla hak aramaya devam etmek yine sağlıklı yetişkin tepkisidir.

Tüm bu süreç göstermiştir ki, ciddiye alınmayan, apolitik diye nitelendirilen gençlik artık haklarına sahip çıkabilecek ve bunu sağlıklı yollarla ifade edebilecek olgunluğa ulaşmıştır. Sonuç olarak, halk siyaseti bulaştırmadan doğrudan incinmişliğini ifade etmiş, temel hak ve özgürlükleri karşılanmayan çocukluğunun ve çocuklarının haklarına sahip çıkmıştır. Bu süreçte ihtiyacını karşılamasında ona engel olan -kontrolsüzce öne atılan, gerçeklerden kopartıp onu koruduğunu sanan ya da çareyi iktidara boyun eğmekte bulan- taraflarını yatıştırarak, bilgilendirerek, kışkırtmalarına teslim olmayarak, kutuplaşmayıp her koşulda ezilenin yanında yer alarak, yerine getirilmesi gerekenlerce yerine getirilmeyen görevleri üstlenerek, dayanışarak aynı temel hak ve özgürlükler etrafında toplamayı hedeflemiştir.

HAK TALEP EDİLEN TARAFTAKİ BAŞA ÇIKMA MODLARI

Direnişin yöneldiği, taleplerin iletildiği taraftaki başa çıkma tepkileri ise öncelikle görmezden gelme, yok sayma, kaçma; sonrasında aşağılama, küçümseme; en sonunda ise tehdit ve göz dağı verme boyutuna ulaşmıştır. Burada Aşırı Telafici (Karşı Saldırıya Geçen) moddan bahsetmekte fayda var. Bu modda olan kişi acı veren yoksunluk duygularını reddetme çabası ile hissettiğinin tam tersine kibir, üstünlük ve başkalarını aşağılama tutumu takınır.  Bu mod tetiklendiğinde kişiler acı, korku, yetersizlik hislerinden kaçmak için, zıt bir duygusal durum içine sıçrarlar. Neticede bu moddayken kişiler zayıf değil güçlü, pasif değil saldırgan, çaresiz değil kontrollü hissederler. Narsistik ve antisosyal/psikopatik savunmaları anlamak için aşırı telafici modların anlaşılması özellikle önem teşkil etmektedir.

Narsistik Savunmalar

Narsistik savunmalara başvuran kişilerin özel ve ayrıcalıklı olduklarına ilişkin algıları yara aldığında veya isteklerini elde etmeleri önünde bir engel ortaya çıktığında, kişiye kendisini üstün, özel ve güçlü hissettiren Büyüklenmeci mod aktive olur. Kişi bu moddayken kibirli ve aşağılayıcı bir duruş benimseyerek oklarını diğer kişilere çevirir. Bu kişiler istediklerini istedikleri zaman almaya hakları olduğunu düşünürler. Diğerlerininse onların isteklerine hizmet etmek için var olduğuna inanırlar. Özel statülerini sorgulamadan kabul ederler ve diğer insanları bencilce kullanmak hatta sömürmek konusunda vicdan azabı hissetmezler. Bu nedenle diğerlerinin duyguları, ihtiyaçları veya haklarına karşı saygı duymazlar. Bu bireyler sınırları tolere etmekte çok zorlanırlar. İstedikleri reddedildiğinde çok öfkelenirler. Bu mod, haklılık ve yetersiz özdenetim kavramları ile kuvvetli bir ilişki içindedir.

Haklılık, kişinin diğer insanlardan daha üstün olduğu, özel hak ve ayrıcalıklara sahip olduğu veya normal sosyal etkileşimi yöneten karşılıklılık ilkesi ile bağlı olmadığı inancını içinde barındırır. Yetersiz öz denetim ise kişinin isteklerinin istediği anda olmasını istemesi ve hiçbir şekilde duygu ve dürtülerini dizginleyememesi ile belirlidir. Bu iki düşünce kalıbı birleştiğinde, genellikle neyin gerçekçi ve adil olduğunu, başkalarının neyi makul gördüğünü veya kendisine ve başkalarına neye malolacağını düşünmeksizin kişinin istediğini yapması ve istediğine sahip olması gerektiği konusunda diretmesini içerir. Bazı durumlarda güç ve kontrol sağlamak için, üstünlük üzerine abartılı bir vurguyu kapsar (“en demokratik, en çevreci, insan haklarına en duyarlı biziz”). Bazı zamanlarsa diğerlerinin ihtiyaçları ve duygularına yönelik herhangi bir empati ve endişe duymadan, birçok yol kullanarak –gücünü öne sürerek, birinin görüşünü zorla değiştirerek veya başkalarının davranışlarını kendi istekleri ile aynı hizaya gelmeleri için değiştirerek – onlarla aşırı bir rekabet içine girmeyi ya da onlar üzerinde hakimiyet kurmayı içerir.

Antisosyal/ Psikopatik Savunmalar

Antisosyal savunmalara başvuran kişilerle çalışırken de narsistik savunmaları kullanan kişilerdeki birçok tema karşımıza çıkar. Bu kişilerde suç davranışı, dengesiz, sorumsuz ve pervasız yaşam biçimi söz konusudur. Psikopatik kişilik özellikleri ise suç davranışı ve antisosyal yaşam biçimine ek olarak acımasızlık, insafsızlık, hissizlik ve manipulasyonu içerir. Bu başaçıkma biçimlerini kullanan kişiler diğer insanları kullanır ve sömürürler, empatiden yoksundurlar ve eylemlerinde çok az vicdan azabı hissederler ya da hiç hissetmezler.

Bu savunmaları kullanma eğilimi olan kişilerde dört mod karşımıza çıkar: Zorbalık ve Saldırı modu, Hilekar ve Manipulatif mod, Paranoyak Kontrolcü mod ve Avcı modu. Zorbalık ve Saldırı modunda, kişiler üstünlük kurmak, istediklerini elde etmek veya algılanan tehdit veya düşman karşısında misilleme yapmak için tehdit ve agresyona başvururlar. Bu durumdayken kişiler altta yatan zayıflık ve çaresizlik duygularının aşırı telafisini yaparak, kuvvetli ve güçlü hissederler. Hilekar ve Manipulatif modda kişiler istediklerini dolaylı bir yol izleyerek yaptırmak için cazibe, yalan ve manipulasyondan yararlanırlar. Paranoyak Kontrolcü modda ise kişiler dikkatlerini gizli bir tehdidi ya da düşmanı yakalamaya odaklarken; Avcı modda tehdit ve düşmanı bertaraf etmek için soğuk ve hesapçı bir agresyona başvururlar. Teorisyenler bu dört aşırı telafi modunun Büyüklenmeci modla birleşerek şiddet içeren antisosyal davranışta merkezi bir rol oynadığını ileri sürmüşlerdir.

SONUÇ

Sonuç olarak Gezi Parkı’nın geleceği için başlayan eylem, karşılanmadığı gibi sağlıklı yollarla ifade edildiğinde dahi duyulmayan ve şiddetle karşılık verilen ihtiyaçlar çerçevesinde tüm toplumun geleceği için çoğulcu, barışçıl, özgürlükçü, mizahtan güç alan ve bu hareketi amacından saptırabilecek, etkisini azaltabilecek her türlü siyasi/şiddet içeren/dışlayıcı söylem ve eylemi dışarda bırakan (bırakmaya çalışan), bir halk hareketine dönüşmüştür. Bu halk hareketi hem talepleri karşılayacak tarafın empati, vicdan ve uzlaşmadan yoksun, tehditkar, saldırgan, manipulatif tutumu sonucu, hem de içerde meydana gelen bölünme, ayrışma, politizasyon ve provokasyon sonucu zarar görmektedir.

Bu noktada yapılması gereken toplumdan bir kişi daha zarar görmeden, farklı tarafların demokrasi, insan hakları, temel hak ve özgürlükler çerçevesinde aynı masa etrafında bir araya gelmesidir. Korkmadan, düşmanlık söylemi ve kibir tuzaklarına düşmeden, bu demokratik tutumu bir yenme/yenilme meselesi olarak değil aksine toplumun tüm kesimlerinin bütünleşmesine, büyümesine katkı sağlayacak bir fırsat olarak görerek hükümet gecikmeli de olsa samimi bir uzlaşma yolu aramalıdır. Bu noktada empati, vicdan, temel hak ve özgürlükler, demokrasi ve adalet kavramları büyük önem taşımaktadır. Bu değerlerin kazanması, toplumun tüm bireylerinin kazanması anlamına gelmektedir.

Başa çıkmakta zorlandığı bir durumla karşı karşıya kalmış ve zorba-saldırgan moda teslim olmuş gibi görünen hükümet polis şiddetini derhal durdurmalı, sadece Gezi Parkı ile sınırlı olmayan talepleri konunun gerçek muhataplarından dinleme ve suni değil gerçek çözümler üretme yoluna gitmelidir. Temel hak ve özgürlüklerin referandum konusu olamayacağı gerçeği çerçevesinde, her kesimi hem duygusal hem fiziksel olarak incinmiş, yaralanmış, kayıplar vermiş, hakkı olanı almak için sokaklara dökülmüş halk ile demokratik ve barışçıl yollarla bir uzlaşma zemini tesis etmede üstlenmekte gecikilen bu sorumluluk acilen üstlenmelidir.

Yararlanılan Kaynak

Rafaeli, E., Bernstein, D.P., Young, J.E. (2013). Şema Terapi: Ayırıcı Özellikler. İstanbul: Psikonet Yayınları

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

ve yeni yazılar e-postama da gelsin dersen tıkla!

Diğer 4.428 takipçiye katılın

%d blogcu bunu beğendi: