İçiçe Geçme: Aynılığın Hazzı ve Hapsi

1

Ekim 2, 2016 tarafından miraysasioglu

Temas kişi ile çevre arasındaki sınırda kurulur. Büyüme ve gelişme de ancak temas ederek mümkün olur. Farklılaşma ve işlevsellik de işte bu sınır sayesinde gerçekleşir. Perls (akt. Daş, 2010, sf. 197) bu noktada tek bir hücreden oluşsaydık işlevde bulunamayacağımıza fakat milyonlarca farklılaşmış hücreden ve dolayısıyla her biri farklı görevlerde olan organlardan oluştuğumuz için işlev gösterebildiğimize işaret etmektedir. Benzer şekilde çevremizle kurduğumuz ilişkide de bu sınıra ihtiyacımız var ki temas edelim, büyüyüp gelişebilelim. Eğer çevreyle aramızda bir sınır kalmazsa tek bir hücre gibi iç içe geçmiş oluruz. Bu durumda da kişi ve çevre birbirinden ayırt edilmez hale gelir, farklılaşma ve dolayısıyla işlevsellik de kaybolur (Daş, 2010, sf. 197).

 

İç içe geçme temas biçiminde ben ile ben-olmayan arasındaki sınırın silikleşmesi ve dolayısıyla kişinin çevre içinde kaybolması söz konusudur (akt. Aktaş ve Daş, 2002, 1984). Başka bir deyişle, iç içe geçme çevredeki iki kişinin ya da iki tarafın hiçbir ayrım algısı olmaksızın birbirinin içine nüfuz etmesidir (Clarkson ve Mackewn, 1993, sf. 74). Sills, Fish ve Lapworth (1998, sf. 68) iç içe geçmeyi çevreyle bir olma, dolayısıyla da farklılığın farkındalığının kaybolduğu bir süreç olarak tanımlıyor. Swanson (akt. Korb, Gorrell ve de Riet, 1989, sf. 60) ise iç içe geçme temas biçimini kullanan kişinin, kendisini çevresinden ayrı bir birey olarak deneyimlemediğine ve onu çevreleyen fikir, tutum ve hisler ile bir olduğuna işaret ediyor. Bu bebek ve annenin kurduğu ilişkide, bebeğin çevresiyle kendisini bir bütün olarak algılamasına benziyor. Bu anlamda iç içe geçmenin birçok görüntüsü vardır. Örneğin yemek yemek, yeni bilgiler edinmek ve bunları sindirmek iç içe geçmeye verilebilecek örneklerdendir. Artık yediğimiz şey ve aldığımız bilgi bizim bir parçamız haline gelmiştir. Aşırı dikkatlilik, aşırı sevinç, yaratıcı eylemler ve meditasyonda da kişi iç içe geçme deneyimi yaşar. Bunlar yanında takımlar, dernekler, kulüplerle de iç içe geçilir (akt. Daş, 2010, sf. 198-199). Peki neden? Bu soruyu yanıtlayacağız. Ama önce iç içe geçmenin diğer kutbu olan yalıtımı da kısaca tarif edelim.

İç içe geçme ve yalıtımdan bahsettiğimizde; bir tarafta yakınlık, diğer tarafta uzaklıktan söz ederiz.  Yalıtımda, iç içe geçmenin aksine, kişi ile diğerleri arasındaki sınır çok kalın ve serttir. Dolayısıyla temas sağlanamaz. Kişi başkaları tarafından yutulacağından, ele geçirileceğinden, kuşatılacağından korktuğundan sınırı kalınlaştırır (Daş, 2010, sf. 199). Sonuç olarak ister iç içe geçmede ister yalıtımda olsun, kişi bu konumu uzattığı vakit büyüme ve gelişmenin temeli olan temasta sıkıntılar baş gösterir. Sağlıklı bir bireyde iç içe geçme ve geri çekilmeler akıcı şekilde birbirini takip eder. Ancak sabitlenmiş bir konum, kişinin hem bağlanma hem de ayrılmada sorun yaşamasına neden olur. Biriyle yakınlık kurmak kişi için bir tehlike arz ediyorsa (kayıp, reddedilme, incinme ya da terk edilme), kişi bu sorunu ya iç içe geçerek ya da psikolojik olarak geri çekilerek çözmeye çalışabilir (Joyce ve Sills, 2003, sf.120). Bu noktada sağlıklı ve sağlıksız iç içe geçme nasıl olur bir göz atalım.

Sağlıklı iç içe geçme

Sağlıklı iç içe geçmeye dair öncelikle Maslow’un “zirve deneyim” kavramına ve iç içe geçme ile ilişkisine kısaca bir göz atalım. Maslow’un (akt. Korb, Gorrell ve de Riet, 1989, sf. 60-61) “zirve deneyim” olarak adlandırdığı durum, kişinin maksimum mutluluk ve tatmin yaşadığı anda kişinin yaşadığı iç içe geçmedir. Bu iç içe geçmenin pozitif yönüdür. Zirve deneyimlerde, Maslow’un deyimiyle varolma bilişi (cognition of Being) devreye girer ve algılanan nesne fondan ayrışmış bir şekil olarak değil, fonla tamamen bütün olarak görülür. Yani kişi nesne dışındaki diğer hiçbir şeyin farkında değildir, ondan herhangi bir farklılık deneyimlemez; nesneyi kullanılacak, korkulacak ya da tepki verilecek bir şey olarak algılamaz. Onla tamamen birdir. Böylesi bir biliş varolma, bir olma ve tam olma anlamına gelir. Bunun en görünür olduğu yer cinselliktir. Cinsellikte kişinin yaşadığı iç içe geçme deneyimi kişi için kendisinin ötesine geçtiği, kendisini unuttuğu, egosunu bir kenara koyduğu aşkın ve zengin bir deneyimdir. Bu gibi zirve deneyimler anlıktır, planlanıp tasarlanamaz (Korb, Gorrell ve de Riet, 1989, sf. 61).

Daş (2010, sf. 200) bu noktada özellikle sevdiğimiz kişilerle iç içe geçme temas biçimini kullandığımıza işaret ediyor. Bu anlamda aşık olmayı da tam bir iç içe geçme yaşantısı olarak tanımlıyor. Bir bebeğin annesini görmezken mutsuz hissetmesine benzer şekilde, sevgilimizi (ya da sevgi ilişkisi kurduğumuz herhangi birini) göremediğimizde de mutsuz oluruz, telefona sarılır ya da mesaj atarak temasa geçmek isteriz. İç içe geçtiğimizde ait ve güvende hissederiz. İç içe geçme aynı zamanda yalnızlık, ölüm ve boşluk gibi varoluşsal kaygı yaratan duygulardan da bizi korur (Daş, 2010, sf. 200). O halde iç içe geçme ihtiyacımızın altında, ait ve güvende hissetmeye duyduğumuz açlığın yattığı söylenebilir. Ait ve güvende hissettiğimizde ise tehlike veya tehdit yoktur. Yanımda, dokunuyorum, birlikteyiz, bir yere gidemez, güvendeyim!

 

Gerçek bir temasın gerçekleştiği, canlı bir değiş tokuşun ardından, doğal ve oldukça sağlıklı bir “enerjilerin iç içe geçmesi süreci” yaşanır: “temas kurulduktan, başarılı bir deneyimleme sağlandıktan sonra – eğer kesintiye uğramadıysa ve kendini tamamlamasına izin verildiyse- enerji ortaya çıkması için her zaman için bir iç içe geçmeden söz edilir” (akt. Clarkson ve Mackewn, 1993, sf. 74-75). Perls (akt. Clarkson ve Mackewn, 1993, sf. 75) burada koroda şarkı söyleyen bir kişiyi örnek verir. Koroda yer alan kişi, grupla özdeşleştiğinde kendisi ve diğerleri arasındaki sınırın kaybolduğunu deneyimler. Kişi kendisi ve çevresi arasında hiçbir sınır hissetmez olursa, çevresiyle birmiş gibi hissederse, onunla iç içe geçmiş demektir (akt. Clarkson ve Mackewn, 1993, sf. 75). İç içe geçme kişilerin birbirlerini anlamaları ve birbirlerine empati göstermelerinde yararlıdır (Daş, 2010, sf. 200). Birbirimizle empati kurmak için anlık iç içe geçme deneyimlerine ihtiyacımız vardır. “Birini yargılamadan önce onun mokasenlerinde yürü” atasözünün çıkış noktası da böyle bir yerdir (Sills, Fish, Lapworth, 1998, sf. 69). Bu tür yaşantılar kendimizi beğeniliyor, seviliyor, değer veriliyor hissetmemize katkıda bulunur. Toplumla iç içe geçtiysek, kurallara uyduğumuzda başarılı ve iyi hissederiz (Daş, 2010, sf. 200). Yoğun yakın temas da iç içe geçme anlarını kapsar. Anne ve çocuk arasında da uygun bir iç içe geçme söz konusudur. Cinsellikte de çoğunlukla kişiler “kendilerini kaybetme” deneyiminden bahsederler. Eğer bir geri çekilme takip ediyorsa, bu iç içe geçme deneyimleri sağlıklıdır (Sills, Fish, Lapworth, 1998, sf. 69). Sonuç olarak Daş’ın (2010, sf. 200) da ifade ettiği gibi sağlıklı ilişkilerde bir ritim vardır. Bu ilişkilerde kişiler birbirlerine duruma uygun bir şekilde spontan olarak yaklaşır, uzaklaşır ve sonra tekrar yaklaşır ve uzaklaşırlar.

Özetle, gerçek bir temasın ardından yaşanan iç içe geçme, eğer onu geri çekilme izliyorsa sağlıklıdır. Bu doyduğunda sofradan kalkabilmek sadeliğinde yaşamak gibidir, burada kişi tatmin olmuş bir biçimde bir ihtiyacını karşılayıp, sonrasında başka bir ihtiyacının kendini ortaya çıkarmasına izin verir. Şimdi bir de sağlıksız iç içe geçme nasıl oluyor ona bakalım.

Sağlıksız iç içe geçme

Sağlıksız iç içe geçme deneyiminde kişinin kendisi ve çevresi arasında gerekli olan sınırların yokluğu söz konusudur (Korb, Gorrell ve de Riet, 1989, sf. 61). Eğer bir kişiyle iç içe geçer ve öyle kalırsak, onunla ayrışma ve dolayısıyla yeniden temasa geçme şansımızı yitiririz. Temasın olmadığı yerde de besleyici, büyüten bir ilişkiden söz edemeyiz. Gerçekten de tarafların bireysel deneyimler yaşamaları, farklılaşmaları, bunlara paylaşarak ilişkilerini zenginleştirme deneyimleri yaşamalarına izin vermeyen bu tür ilişkilerde, karşılıklı saygı kaybının kapıda olması kaçınılmaz gibi görünüyor. Sonuç olarak, uzun süre devam eden iç içe geçme karşımızdaki kişiye karşı hissizleşmemize sebep olur. Bu uzun süre birinin elini tuttuğumuzda elimizin uyuşmasına benzer. Geştalt tamamlanmadığından yeni bir şekil dolayısıyla heyecan oluşmaz. İlişkiler sıkıcı ve monoton hale gelir ve genellikle bu durumdan kurtulmak isteyen kişi ilişkiye ani bir şekilde son verebilir (Daş, 2010, sf. 201-202).

Toplumla iç içe geçen kişinin de kendi ihtiyaç, istek, duygu, bedeniyle teması kesilir. Bu kişiler Daş’ın deyimiyle durumu kendilerine göre değil, kendilerini duruma göre şekillendirirler. Bu da bir nevi benlik kaybını beraberinde getirir. Kişi ait olduğu grubun bir parçası gibi hisseder ve o gruba edilmiş bir söz kendisine söylenmiş gibi algılanır. Burada temel hedef risk almamak ve dolayısıyla güvende hissetmektir. Eski kurallara yapışan kişi için hayal kırıklıkları ve bir noktada depresyon kaçınılmaz olur. Kronik iç içe geçmede kişi ne yapmak istediğini ve istediklerini yapmasına nelerin engel olduğunu bilemez hale gelir (Daş, 2010, sf. 198-202).

Sonuç olarak toplumla, toplumun değer yargılarıyla ya da başka bir kişi ve onun düşünceleri, hisleri ve davranışlarıyla iç içe geçmek de oldukça yaygındır. Bunun dışında işle ve evle de sıklıkla iç içe geçilir. Uzun saatler çalışmak, ancak işler iyi gittiğinde iyi hissetmek, ya da ev dağınık olduğunda kendisini de dağılmış hissetmek bu tür iç içe geçmelere örnek verilebilir. Bunun yanında değersizlik, mağduriyet, çaresizlik gibi durumlarla, öfke, üzüntü, korku gibi duygularla da içiçe geçilir. Bunu fark etmek alışılan melodramın içinden çıkıp alternatif üretebilmenin ilk adımıdır. Peki neden duygularla, ihtiyaçlarla, toplumla, sevdiklerimizle iç içe geçeriz?

İç içe geçmenin temeli ve kişiye bedeli

Ailemizle, işimizle ya da sahip olduğumuz şeylerle iç içe geçtiğimiz vakit kendimizi güvende hissederiz, fakat bunun bize bir bedeli vardır. Bu noktada kendi kişisel deneyimimizi de inkar etmiş oluruz (Korb, Gorrell ve de Riet, 1989, sf. 60).  Teması kesintiye uğratan iç içe geçme, farkında olmadan temastan kaçınma ya da onu önlemeye yönelik yapıldığı zaman gerçekleşir. Kronik olarak iç içe geçme temas biçimini kullanan kişi kendisinin nerde bittiğini ve diğerinin nerde başladığını bilmez. Sonuç olarak, kendisi ve çevresi arasındaki sınırın farkında olmayan kişi, çevresiyle iyi bir temas kuramadığı gibi, çevresinden geri de çekilemez. İç içe geçme yoluyla teması engelleyen kişi, bir ilişkiyi ya da bir aktiviteyi ne zaman bitireceğini bilemez. Besleneceği ya da eğleneceği umuduyla, hiçbir kazanımı olmadığı halde bir duruma saplanır kalır. Ben yerine genellikle biz ifadesini kullanan kişi iç içe geçtiği kişiyi bırakmaktan korkar çünkü ihtiyaçlarını karşılayabileceği yeni bir durum yaratma konusunda kendini güvende hissetmez (Clarkson ve Mackewn, 1993, sf. 75).

O halde temas ben ve ben-olmayan arasındaki ayrımın farkına vardığımızda kurulur. Ancak iç içe geçme temas biçiminde ben ve ben olmayan arasında fark kalmaz. Diğer temas biçimlerinde de kişi ve çevresi arasındaki sınır bulanıklaşır ve bozulur. Ancak iç içe geçmede sınırların farkındalığına dair ciddi bir bozulma söz konusudur (Korb, Gorrell ve de Riet, 1989, sf. 60). Farkında olunmayan iç içe geçmenin sosyal anlamda olumsuz sonuçları da vardır. İç içe geçmiş kişiler benzerlik talep ederler ve farklılıklara karşı toleransları düşüktür. Örneğin, iç içe geçmiş ebeveynler, çocuklarını kendilerinin bir uzantısı olarak görürler ve onların kendi izlerinden yürümesini beklerler. Eğer çocuklar ailelerin beklentileri ile özdeşleşme de başarısız olursa, sözel olarak onları reddedebilir ya da daha dolaylı olarak sevgi ve onaylarını çekebilirler (Clarkson ve Mackewn, 1993, sf. 75).

Korb, Gorrell ve de Riet de (1989, sf. 60) en yaygın iç içe geçme deneyiminin ebeveyn çocuk arasında meydana geldiğine işaret eder. Oğlunun yapabilecekleri ya da yapmak istediklerinden tümüyle bağımsız olarak, bir babanın ondan bazı beklentileri olabilir. İşin aslı, baba oğlunu kendinden ayrı bir birey olarak görmeyebilir, aralarında herhangi bir sınır yokmuşçasına hareket edebilir. Çocuğunun tıpkı kendisi gibi davranması ve olmasını bekleyebilir. Baba için bu tam bir iç içe geçme deneyimidir ve bu durumda oğluyla arasında anlamlı bir temas söz konusu olmaz. Bu durumdaki çocuk da, iç içe geçme deneyimi yaşayabilir. Örneğin, babasıyla aynı değer, tutum ve hislere sahip olduğunu iddia eder. Öte yandan, eğer çocuk ebeveynin değer ve yargılarını üstlenmezse, ilişkinin bozulması ve aralarında çatışma çıkması olasılığı çok yüksektir. Tarafların birbirlerine karşı anlayışları ya çok sınırlıdır ya da hiç yoktur (Korb, Gorrell ve de Riet, 1989, sf. 60).

Sonuç olarak iç içe geçme ihtiyacının temelinde sevilmeme, beğenilmeme ve terk edilme korkusu yatar. Bu korkular sebebiyle kişi kendi olmayan başka bir şeye sıkı sıkı tutunur hatta yapışır (akt. Daş, 2010, sf. 198). Sonuç olarak, iç içe geçme temas biçimini kullanan kişide, iç içe geçtiği çevreden ayrışmadıkça, yansıtma, içe alma, kendine döndürme ve saptırma gibi diğer temas biçimlerinin gelişmesi çok olasıdır. Burada ben ile ben-olmayan arasındaki gerekli olan fark yıkılmıştır. Bu anlamda Korb, Gorrell ve de Riet (1989, sf. 61) iç içe geçme temas biçimini büyüme ve gelişmeye engel olan en sinsi temas biçimi olarak tanımlamıştır. İç içe geçme temas biçimi kişinin ayrışma ve bireyleşme sürecinin önünü keser. Kişi kendi deneyimi ile diğerinin deneyimi arasında bir fark göremez hale gelir. Kendisinin ve karşısındaki kişinin bireyselliği ile temas kaybolmuştur (Sills, Fish, Lapworth, 1998, sf. 68-69).

İçiçe geçmenin günlük hayatta nasıl karşımıza çıktığı ve nasıl aşılıp sağlıklı bir temas kurulabileceğine bir sonraki yazıda değineceğim.

Kaynaklar

 

Aktaş, C.G., Daş, C. (2002). Geştalt Temas Biçimleri Ölçeği Yeniden Düzenlenmiş Form’un Türk Örnekleminde Faktör Yapısı Geçerliği ve Güvenirliği. Temas: Geştalt Terapi Dergisi. 1 (1): sf. 81-108.

Clarkson, P., Mackewn, J. (1993). “Fritz Perls”. Sage Publications.

Daş, C. (2010). “Bütünleşmek ve Büyümek: Geştalt Terapi Yaklaşımı”. 3. Baskı. Ankara: HYB Yayıncılık.

Joyce, P., & Sills, C. (2003). “Skills in Gestalt Counselling & Psychotherapy”. London: Sage Publications.

Korb, M.P., Gorrell, J., van de Riet, V. (1989). “Gestalt Therapy: Practice and Theory”. 2nd Ed. Allyn and Bacon.

Sezgin, N. (2002). Geştalt Psikoterapisi: Temas İşlevleri ve Temasın Engellenmesi. Temas: Geştalt Terapi Dergisi, 1(1), 15-41.

Sills, C., Fish, S. & Lapworth, P. (1998). “Gestalt Counselling”. 3rd Ed. UK: Winslow.

Yontef, G. M. (19 93). “Awareness, Diologue & Process: Essays on Gestalt Therapy”. The Gestalt Journal Press.

 

Reklamlar

One thought on “İçiçe Geçme: Aynılığın Hazzı ve Hapsi

  1. Itir dedi ki:

    Merhaba Miray Hanim, yazilarinizi okumak gercekten cok keyifli. Psikolojiye olan ilgim, kendimi ve dünyayi anlama cabamdan, ve yasadigim travmalari iyilestirmek icin yansitmaya calismaktan dolayi baslasa da, su anda bu konuda okumak büyük tutkuya dönüstü. Önceleri yalom,freud, jung, horney, rollo may okuyarak baslamistim, simdi gestallt, bilissel terapi, sema terapiye merak duyuyorum, ve kendimde farkettigim travmatik semalari daha saglikli semalara dönüstürebilmek icin bir psikoterapist aramaya da niyetlendim. Size 2 sorum olacakti: 1-) Sinir tanimlama ve icice gecme konusu hakkinda. Icice gecebilmenin, saglikli bir empati kurabilme yetenegini sagladigi düsünülürse, farkli kültürlere göc eden insanlarin icice gecebilme deneyimlerinin kisitli olmasi dolayisiyla yasamalari olasi problemler hakkinda kitap tavsiyeniz var midir? (Yabanci bir kültürel cevrede psikoterapist seciminde nelere dikkat edilmelidir) 2-) Siyasal bilimlerden psikoterapiye gecis yapmissiniz, ve bence psikoterapi mezunu pek cok kisiden cok daha basarilisiniz. Psikoterapi alaninda cok okumak ve merakli olmak bu alana gecis yapmak icin yeterli bir neden midir? Sonradan psikoterapi alaninda arastirma/egitim/calisma düsünenler icin de bir yazi yazar misiniz? Paylasimlariniz icin tesekkürler, iyi calismalar!

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

ve yeni yazılar e-postama da gelsin dersen tıkla!

Diğer 4.428 takipçiye katılın

%d blogcu bunu beğendi: