​KENDİNİ SEYRETME! ŞİMDİ BURAYA GEL!

Yorum bırakın

Kasım 1, 2017 tarafından miraysasioglu

“Aynalarla dolu bir odadayım. Gözümü nereye çevirsem bana eleştirerek, beğenmeyerek, yargılayarak ya da beğenerek, överek, gururlanarak bakan bir çift gözle karşılaşıyor gözlerim. Bu gözetleyen, değerlendiren, yorumlayan, her konuda bir fikir sahibi olan geveze gözlerden –beni sürekli bir gölge gibi takip eden kendi gözlerimden- yorgunum. O gözleri gülümsetebilmek, memnun edebilmek için kendime sürekli olarak çeki düzen vermeye, onun benden beklediği gibi mükemmele doğru gitmeye çalışıyorum. Bazen onay aldığım da oluyor, olmuyor değil; ancak en ufak bir hatada sabun köpüğü gibi dağılmak, yok olmak üzere. Sürekli üzerimde olan bu gözlerden, beni hep sıralamada bir yere sokmaya çalışan bu bakışlardan çok korkuyorum. Elim ayağıma dolanıyor. Bu gözlerin karşısında neredeyse yaptığım ve olduğum her şeyden utanıyorum. Her davranışım, her duygum, her düşüncem bir suçluluk sebebi. Böyle zamanlarda tek dileğim o odadan ve o bakışlardan kaçmak, saklanmak, hatta yok olmak. Ama çıkış yolunu bilmiyorum. O kadar alışmışım ki orada var olmaya ya da olmamaya, bir çıkış yolu var mıdır gerçekten, ondan da emin olamıyorum. Zihnimin durmadığı, kendimi gözetlemeyi durduramadığım böyle zamanlarda delirecek gibi oluyorum.”
Peki aynalarla dolu bu oda nasıl inşa edilir? Kimler tarafından takılır aynalar odaya tek tek? Biz oraya nasıl girer, nasıl hapsolur, içerde yolumuzu nasıl kaybederiz? Bu odaya girmek gereken anlar var mı? Eğer varsa bu odada olmak ne zaman işe yarar, ne zaman yaramaz? Bu odaya giriş çıkış mümkün mü? Bir çıkış gerçekten var mı? Ve varsa çıkış kapısı ne tarafta? Bu yazıda işte bu sorulara cevap bulmaya çalışacağız. 
Temel hedef: Şimdi ve burada olmak
“Yürürken sadece yürü,

Otururken sadece otur,

En önemlisi, sakın tereddüt etme.”

Yun-Men

Yazıma kendini seyretmenin kişiyi içinden koparıp aldığı “şimdi ve burada” kavramını tanımlayarak başlamak istiyorum. Nelson ve Groman (1974) makalelerinde Yunan ve Hristiyanlık temelli Batı felsefesinin “ikilik” üzerine; Doğu felsefesinin ise “bütünsellik” üzerine inşa edildiğine dikkat çekiyor. Buna göre Yunan felsefesinde gerçeklik entelektüel (zihin ve hisler); Hristiyanlıkta ise ahlaki (ruh ve beden) bir noktadan tanımlanır. Nelson ve Groman (1974) burada Batı’nın gerçekliğe bakışında “böl ve yönet“ tarzında bir geleneği olduğunu belirtiyor. Buna karşılık Zen Budizminde ise vurgu deneyim, spontanlık ve bütünsellik üzerindedir. Bu bağlamda Doğu felsefesi gerçekliğe verilen zihinsel tepkilere değil, gerçekliğin kendisine odaklanır. Taoizmde de odak sürecin kutsanması üzerindedir. Taoist yaklaşım “izin ver içsel ve dışsal edimler kendiliğinden aksın” der, “asla zorlama ve gerilim olmadan”. Bu tarif edilenler farkındalık ve şimdi odaklı tam bir deneyimleme haline karşılık gelir. D.T. Suzuki (akt. Nelson ve Groman, 1974) tarafından bu hal aşağıdaki cümlelerle çok güzel özetlenmiştir: 

“Elimi kaldırıyorum; bu masanın diğer tarafından bir kitap alıyorum; penceremin ardında top oynayan çocukların sesini duyuyorum; ilerideki tahta yığınının arkasından bulutların geçip gittiğini görüyorum; -tüm bunlarda Zeni deneyimliyor, Zeni yaşıyorum. Sözel bir tartışmaya ya da açıklamaya girişmek gereksiz.” 

Bu genel çerçeveye baktığımızda batı felsefesinde ikilik ve bölünmenin dolayısıyla kendini seyretmenin kutsandığını, doğu felsefesinde ise bir olmak ve bütünleşmenin dolayısıyla izleyen olmak yerine anda olmanın kutsandığını görüyoruz. Bu felsefi çatışmanın Geştalt terapide nasıl bir vücut bulduğu konusuna gelirsek, 2. Dünya savaşından sonra Avrupa’da hızla yükselişe geçen varoluşçuluğun Perls’in düşünüşünü önemli ölçüde etkilediğini görürüz – ki bu yaklaşımda da Doğu felsefesine benzer şekilde zihin-beden ikiliği reddedilirken; “Dasein: dünyada bulunmak” kavramı üzerine odaklanılır. Bu da kısaca deneyime, şimdi ve buradaya ve bütüne odaklanmaktır (Nelson ve Groman, 1974). Batı felsefesine yakın bir kavram olarak kendini seyretmek bu anlamda gerçeklik içinde var olmak yerine gerçeklik üzerine kafa yormak gibidir. Geçmişteki ya da gelecekteki bir ana ya da o an nasıl göründüğümüze, başkalarının hakkımızda ne düşündüğüne odaklandığımızda, içinde bulunduğumuz andan dolayısıyla gerçekliğin kendisinden uzaklaşırız. Sonuç olarak ihtiyaçlarımızı karşılayacağımız çevreyle temasımız kesilir, büyüme ve gelişmemiz aksar. Şimdi kendini seyretme temas biçiminin ne demek olduğunu daha ayrıntılı bir şekilde inceleyelim. 

Kendini seyretme nedir?

Nelson ve Groman (1974) geçmiş yaşantıları ve gelecekle ilgili beklentileri gerçekten deneyimlemenin imkansız olduğuna değinir. Çünkü onlar nesnel, süregiden ve dışsal uyaranlara bağlı yaşantılar olmak yerine öznel, içsel uyaranlara bağlı ve büyük ölçüde bilişsel yaşantılardır. Bu da –kişinin şu anla temasını kesen kavramlar olan – değerlendirme, yargı ve yoruma açık oldukları anlamına gelir. Kendini seyreden kişinin yaşantıladığı tam da böyle bir deneyimdir. Clarkson ve Mackewn (1993, sf.77) kendini seyretmeyi kişinin tehlike, sürpriz ya da risk tehdidini ortadan kaldırabilmek için kasıtlı olarak içe baktığı ve tedbir aldığı, sonuç olarak da kendini yavaşlattığı ve spontanlığını engellediği bir durum olarak tarif ediyor. Mackewn (1997, sf.27) kişinin böylece hata yapmamayı ve kendini komik duruma düşürmemeyi garantilemeye çalıştığına işaret ediyor. Kişi burada, o an yaşadığı deneyime odaklanmak, onu fark etmek ve tadını çıkarmak yerine, kendi performansıyla meşguldür, içinde olduğu anı yaşamak yerine, o anı yaşayan kendini ve dışsal uyaranları seyreder (Bozkurt, 2004, sf. 77). Joyce ve Sills (2003, sf.122) kendini seyretme temas biçimini kısaca kendini aynalama ya da başka bir deyişle içebakış kapasitesi olarak tanımlıyor. Sonuç olarak, kendini seyrederken kişi, acele ile bir deneyimden bir diğerine koşturur ve farkında olarak yaşadığı deneyimin tadını çıkaramaz. Performansından keyif almak yerine, performansını izler konumda kalır. Bu Sezgin’in ifadesiyle kişinin aynaya bakarak yemek yemesi gibidir (Sezgin, 2002, sf.39). Yediği yemek ile tam bir temas kuramayan kişi, sonuçta yediğinden bir şey anlamaz. 
Kendini seyretmenin kökenleri (Daş, 2010, sf. 190-192)

Kendini seyretme temas biçimi daha çok çocuklarının her davranışını gözleyen ve olumlu ya da olumsuz, davranışın öncesinde, sonrasında ya da sırasında mutlaka bir değerlendirme yapan ailelerde daha fazla ortaya çıkar. Bu ailelerde en ufak bir hata gözden kaçmaz ve bunun üzerine türlü yorumlar yapılır, tavsiyeler verilir ya da göz korkutulur. Sonuç olarak belirli olumlu veya olumsuz özelliklerle bir anlamda etiketlenen çocuk olduğu gibi kabul edilemez olduğunu düşünmeye başlar. Örneğin, “Ben inatçıyım, inatçı insanları kimse sevmez!” diye düşünmeye başlar. Sonrasında çocuk kendisini izleyen ebeveynini içe alarak, aynı anne babası gibi kendisini değerlendirmeye, takip etmeye, gözetlemeye, eleştirmeye ve yargılamaya başlar (Daş, 2010, sf. 190-191). 
Bu noktada Daş (2010, sf. 191-192) abartılı olumlu geri bildirimlerin verilmesinin de çocuk üzerinde aynı baskı uyandıran etkiyi yarattığına işaret etmektedir. “Ben çok güzelim, ben çok akıllıyım, her şeyi başarırım” gibi ifadeler de çocuk üzerinde her koşulda böyle olmayı sürdürmesi yönünde aşırı bir beklenti ve baskı yaratır. Böyle olunca çocuk kendisini diğerlerinden üstün görüp, onları eleştirme eğilimi de gösterebilir.
Daş’ın (2010, sf. 190-191) vurguladığı ve kendini seyretme temas biçiminin oluşup, yerleşmesine katkıda bulunan bir diğer tutum ise çocuğun başkalarıyla kıyaslanmasıdır. Mesela “ablan çok uslu, sen değilsin.” gibi açık ya da örtük bir kıyaslamaya maruz kalan çocuğun kendisini yetersiz hissetmesi kaçınılmazdır. Kıyaslamada daha üstün görülen olmak da, yine çocuğun bu özellikleri sürdürmek yönünde üzerinde büyük bir baskı hissetmesine yol açabilir. Ayrıca kendini üstün görme ve diğerlerini eleştirme eğilimi burada da ortaya çıkabilir. 
Bu noktada Daş (2010, sf. 190-191) sonuç olarak bu gibi bir atmosferde büyümüş bir kişinin sürekli kendini diğerlerinden ya yukarıda ya aşağıda gördüğüne fakat her iki durumda da huzur bulamadığına ve güvende hissedemediğine işaret eder. Bu da bu kişinin, sürekli kendisini ve çevresini kontrol etme; kendini ve çevresini yargılama eğilimini ortaya çıkarır. O halde kendini seyretme kronik bir yetersizlik hissini beraberinde getirir. Kişi yetişkinlikte de sürekli kendini başkalarıyla karşılaştırır, diğerlerinin kendisinden daha iyi olduğuna, en ufak bir hatasında ise sevilmeyeceğine inanır. Bunu gizlemek için sürekli tetikte olup kendini izlemeli, açıklarını kapatmaya uğraşmalıdır.
Peki kendini seyretmenin hiçbir faydası yok mu? Yani hiçbir faydası yoksa kendini seyretme diye bir becerimiz neden var? Bir sonraki yazıda kendini seyretme biçiminin nerede uygun ve sağlıklı olup nerede olmadığına değineceğim.
KAYNAKLAR

Bozkurt, S. (2004). Geştalt Haritaları: Bir Vaka Formülasyonu. Temas: Geştalt Terapi Dergisi, 1(3), 59-82.

Clarkson, P., Mackewn, J. (1998). Fritz Perls. Sage Publications. 

Daş, C. (2010). “Bütünleşmek ve Büyümek: Geştalt Terapi Yaklaşımı”. 3. Baskı. Ankara: HYB Yayıncılık.

Joyce, P., Sills, C. (2003). Skills in Gestalt Counselling & Psychotherapy. Sage Publications. 

Mackewn, J. (1997). “Developing Geştalt Counselling”. London: Sage Publications. 

Nelson, W.M., Groman, W.D. (1974). The Meaning of Here-Now, There-Then in Gestalt Therapy. The American Journal of Psychoanalysis. 34: 337-46.

Sezgin, N. (2002). Geştalt Psikoterapisi: Temas İşlevleri ve Temasın Engellenmesi. Temas: Geştalt Terapi Dergisi, 1(1), sf.15-41.

Sills, C., Fish, S., Lapworth, P. (1998). Gestalt Counselling. UK: Winslow.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

ve yeni yazılar e-postama da gelsin dersen tıkla!

Diğer 4.393 takipçiye katılın

%d blogcu bunu beğendi: