Kendini Seyretme! Şimdi Buraya Gel (2. Bölüm)

Yorum bırakın

Kasım 5, 2017 tarafından miraysasioglu

​Kendini seyretme ne zaman sağlıklıdır?

Yaşamımızı sürdürürken belli ölçüde kendini seyretme temas biçimine başvurmamız kaçınılmaz ve de gereklidir. Önemli kararlar verirken ve uzun vadede sonuç alacağımız durumların içinde kendini seyretme temas biçiminden faydalanırız. Spontanlığımızı engelleme, kendimizi yavaşlatma becerisine sahip olmadığımız takdirde, kendimizi sonradan pişman olacağımız ve büyük zahmetlerle telafi etmeye uğraşacağımız durumların içine sokabiliriz. Sağlıklı kendini seyretme bu anlamda kendimize veya bize sunulan fırsatlara belli bir mesafeden bakmamızı ve -kendi karakterimizle ilgili sahip olduğumuz bilgiler ve kendimizi adama düzeyimizin ışığında- bunun gerçekten istediğimiz şey olup olmadığını sakince değerlendirmemizi sağlar (Clarkson & Mackewn, 1993, sf.77). Bu anne babamızın başımıza gelecek tehlikelere karşı bizi korumalarına, belli bir hedefe ulaşmamız için bizi disipline etmelerine benzer. Üniversite sınavına hazırlanma, uzun vadede başarı kazanmak için kısa vadede haz alacağımız aktiviteleri ertelediğimiz bir süreçtir. Bu bağlamda, kendini seyretme, zorlukların aşılmasında, sürecin olgunlaşmasında yardımcı bir mekanizmadır. Zorluklarla mücadele ve sabra olanak sağlar. Kısacası elde edilmesi zaman isteyen hedeflerde kişinin kendini seyretmesi mühimdir (akt. Daş, 2010, sf. 189). 

Kendini seyretme, kişinin ilişkilerinde ne olduğunu, kendisinin ve diğerlerinin ne hissettiğini anlayabilmesi için de gereklidir. Bu anlamda kişinin bazen kendisine, bazen de karşısındakine değerlendiren bir gözle bakması etkileşime ve temasa olumlu katkı sağlar. Bu anlamda kendini seyretme kişisel ve çevresel farkındalık geliştirmek için çok önemlidir. Kendini seyretme, Geştalt terapide kullanılan farkındalık alıştırmaları açısından da yararlıdır. Kişinin kendini dışarıdan gözlemlemesi, neyi nasıl yaptığını ve neyi nasıl değiştirmesi gerektiğini fark etmesi açısından önemlidir (Daş, 2010, sf. 189). Sills, Fish ve Lapworth (1998, sf.67) sağlıklı kendini seyretmeye bir terapistin seans kaydını dinleyerek kendini değerlendirmesini ve geliştirmesini örnek veriyor. Bunun yanında kendini seyretme kişinin özbakımına ve davranışlarına özen göstermesine, diğer kişilerin hak ve düşüncelerine saygı duymasına yol açar. O halde kendini seyretme uzun vadeli hedeflerimize ulaşmamıza katkı sağlayan bir mekanizma olmanın yanı sıra, kendimizle ve çevremizle olan ilişkilerimizde farkındalığımızın artmasına katkı sağlayarak temasımızı olumlu yönde etkileyebilir. Örneğin, nezaket, sınırlara saygı, hoşgörü, anlayış gibi kavramlarla kendini seyretmenin epey ilgisi var gibi görünüyor. Bu bizi kendimizi seyredelim –yani kendimizin ve diğerlerinin farkında olalım ki- sınırları ihlal etmeyelim gibi bir noktaya getirir.

Bu noktada kendini seyretme temas biçiminin öteki ucunda yer alan spontanlığa değinmekte fayda var. Uygun olduğunda spontanlık şimdi ve burada tam ve canlı bir hayat yaşamanın sırrıdır (Joyce ve Sills, 2003, sf. 123). Kendini bırakma temas için gerekli koşullardan biridir. Bunun için kişinin risk alabilmesi, yeni durum ve kişilerle deneyimlere hazır olması gerekir (Daş, 2010, sf. 188). Ancak spontanlık da belli bir ölçüyü aştığında ve zincirlerinden boşaldığında, gerekli ve işlevsel olan içebakış ve kendini seyretmenin yokluğu anlamına gelir. Mackewn (1997, sf.107) bu ucu dürtüsellik olarak tanımlamaktadır. Joyce ve Sills’in (2003, sf.123) ifadesiyle uç boyuttaki spontanlık aynı zamanda dürtü kontrol bozuklukları, mani ve anti-sosyal davranışta ortaya çıkan bir özelliktir. O halde kişi farklı durumlarda kendini seyretme – spontanlık –dürtüsellik doğrusu üzerinde herhangi bir noktada yer alabilir (Mackewn, 1997, sf.107). Burada önemli olan, bu doğru üzerinde durduğumuz yerin o anki temasımızı kesintiye uğratıp uğratmamasıdır. Şimdi kendini seyretmenin gerçek bir temastan bizi nasıl alıkoyduğunu daha detaylı inceleyelim. 

Kendini seyretme ne zaman sağlıksızdır?

Kendini seyretmenin nasıl bir deneyim olduğunu fark etmek için Joyce, Fish, Lapworth (1993, sf.67) belirli bir durumda sürekli hareketlerinizi takip ederek bir yorumda bulunmanızı önerir. Örneğin arkadaşınızla konuşurken, her yaptığınız ve söylediğiniz şeyi kendinize açıklayabilirsiniz: “şu an nazikçe gülümsüyorum ve arkadaşımla ilgileniyorum. Şimdi muzip bir şekilde bakıyorum ve arkadaşım ne düşündüğümü merak ediyor olmalı. Ona bana bu durumu biraz daha anlatmasını söylüyorum. Bir başım yana eğik olarak onu dinliyorum” Bu örnekte de görüldüğü gibi, kendini seyretme arkadaşınızla gerçek bir temas kurmanız önünde engel teşkil eder (Joyce, Fish, Lapworth, 1993, sf.68). 

Nelson ve Groman (1974) şu anda olan fakat burada olmayan kişilerden bahsediyor. Bu noktada da çalıştıkları konuya belli bir mesafeden ve nesnel olarak bakan bilim insanlarını örnek veriyor. Burada araştırmacılar çalıştıkları konu ile tam bir özdeşim içine girmezler ve bu uygundur. Bu yaklaşım bir “şey” hakkında fikir edinmek anlamında faydalıdır. Ancak sürekli bu pozisyonu korumak ve gözleyen olarak sürekli işleyen sistemin dışında kalmak kişisel deneyim önünde büyük bir engel oluşturur (Nelson ve Groman, 1974). Örneğin bir kadın orgazmla ilgili okumalar yapabilir, üzerine birçok şey söyleyebilir, ancak hala orgazmı gerçek anlamda deneyimlememiş olabilir. Bu kişinin kendini nesneleştirdigi bir süreçtir. Kişi kendine yabancılaşır. Kendisini büyüteç altında tutan kişinin yaptığı şey düşünmektir, şu anın dinamik süreci içinde deneyimlemek değil. Ben ve nesne arasında kurulan ikilik ve bölünme barındıran dünyada kişi bir nevi uykudadır. Ne zaman şu ana ve buraya gelir ancak o zaman uyanır. Norman ve Groman (1974) burada kendini seyretme ve sorumluluk arasındaki ilişkiye de dikkat çekmektedir. Yazarlara göre kendini seyreden kişi şu anda olduğu halinin ihtiyaçlarının sorumluluğunu üstlenmez. 

Alışkanlık düzeyinde kendini seyretme kişinin kendi düşüncelerini, duygularını, davranışlarını ve başkaları üzerinde yarattığı etkiyi sürekli takip etmekle aşırı derecede meşgul olmasına karşılık gelir. Bu aşırı meşguliyet yukarıda da değindiğimiz gibi beğeni, gurur, kendini takdir gibi “olumlu” bir yolu izleyebileceği gibi, eleştiri ve küçümseme gibi “olumsuz” bir yolu da izleyebilir. Ancak ister olumlu ister olumsuz olsun kendini seyretme her iki durumda da kişinin gerçek ilişkisel bir temas kurmaktan kaçınmasına hizmet eder (Joyce ve Sills, 2003, sf.122; Joyce, Fish, Lapworth, 1993, sf.67). Kendini seyreden kişi, devamlı olarak temkinli olur ve kendini kontrol etmeye çalışır. Kendi kendisini hata yapmaması, gülünç duruma düşmemesi, aptal gibi görünmemesi için sürekli takip eder ve sonuç olarak kendini dondurur ve harekete geçemez (Daş, 2010, sf. 188). Yoğun kullanılan kendini seyretme temas biçimi Gökdemir ve Daş’ın (akt. Bozkurt, 2004, sf. 77)  ifadesiyle kişinin kendi performansından bir türlü memnun olamaması, hayal kırıklığı yaşaması ve diğer kişilerle uzak ve temkinli bir ilişki kurmasına sebep olur. Böylece kişi incinme, üzüntü, hayal kırıklığı gibi olumsuz duygular yaşamayı engellemiş olur. Kendini seyretme aracılığıyla kişi kendini incinmekten, üzülmekten korumaya çalışsa da sıklıkla ve farkında olmadan kullanılması halinde, bu temas biçimi kişinin spontanlığını zedeler; kendisine ve çevresine yabancılaşmasına yol açar (Daş, 2010, sf.189; Sezgin, 2002, sf. 39). 

Sonuç olarak, ne zamanki birey, hayatındaki kontrol edilemeyecek sürprizli durumları kontrol etmeye çalışmaya başlar, işte o zaman kendini seyretme canlı teması kesintiye uğratan nevrotik bir durum haline gelir. Kişi bunu sürekli bir özbilinçlilik ve tetiktelik aracılığıyla gerçekleştirir. Burada kişi kendini kanıtlama ihtiyacını karşılamakta fakat spontanlığı, kendini bırakmayı yaşayamamaktadır. Clarkson ve Mackewn (1993, sf.77) kronik olarak kendini seyreden kişinin, kendini kontrol ediyor gibi görünse de, kendisiyle ve çevresiyle içedönük olmayan bir uyum yakalamaktan yoksun olduğuna işaret eder (Clarkson ve Mackewn, 1993, sf.77). 

O halde, kendini seyreden kişi, temas sınırında çevresiyle buluşmaz, kendini seyreden kendisi ile buluşur. Kişi kendisiyle ilişki halinde olduğundan, karşısındakiyle ilişki kurması da artık beklenemez. Latner (akt. Daş, 2002, sf. 187-188) kendini seyreden kişinin kendisiyle çok fazla meşgul olması sebebiyle, kiminle veya neyle karşı karşıya olduğunun farkında olmadığına işaret eder. Kişi çevresiyle değil, çevresi üzerinde bıraktığı etkiyle meşguldür (Daş, 2002, sf. 188). Bu da sahte bir temas ve kişiyi esas ihtiyacına götürmeyen sahte farkındalıkların önünü açar. 
Sonuç

Son iki yazıda hayatlarımızı oldukça etkileyen bir temas biçimi olan kendini seyretmeyi ele aldık. Kişinin kendini “gözleyen ve gözlenen” olarak nasıl bir nevi ikiye böldüğünü, nasıl nesneleştirdiğini ve değerlendirmeler, yorumlar, yargılar eşliğinde andan nasıl kopardığını anlamaya ve aktarmaya çalıştım. Bunu yaparken temel yaşam amacı olarak şimdi ve burada kavramını, kendini seyretmenin kökenini, sağlıklı ve sağlıksız kendini seyretmeyi ayrıntılarıyla ele aldım. 

Bu noktada Joyce, Fish ve Lapworth’un (1993, sf.68) söylediği gibi, terapistlerin, <kişinin kendi kendini analiz etmesini gerektiren her teorinin kendini seyretme eğilimini artırdığının farkında olması önemlidir. Geştalt terapistleri kendini seyretme yoluyla edinilen içgörünün, deneyim döngüsünün doğal akışını ve gerçek teması kesintiye uğratarak gerçek farkındalığa engel teşkil edebileceğine odaklanırlar ve kişinin kaygılanmadan, korkmadan, utanmadan, spontan biçimde temas kurabilmesini; kendisine olduğu kadar diğerlerine de önem vermesini, saygı göstermesini; kendisini diğerlerinden ne aşağıda ne yukarda görmesini; kendisini ve diğerlerini olduğu gibi kabul etmesini hedeflerler (Daş, 2010, sf.196; Joyce, Fish, & Lapworth, 1993, sf. 68). 

Yazımı Laura Perls’ten (1992: akt. Joyce, Fish, Lapworth, 1993, sf.67) yaptığım bir alıntı ile bitirmek istiyorum. Laura Perls diyor ki:  “utanç, yeni deneyimle kuracağımız temasa eşlik edecek desteğin eksikliğinin çaresizce farkına varılmasıdır. Eğer bir deneyimle, onu kontrol etmeye çalışmadan yüzleşirsek, dengemizi yitirir, tedirgin ve kırılgan bir duruma geliriz. Ancak bu deneyimden (kendini seyretme yoluyla –ya da herhangi başka bir yolla teması keserek) kaçınmamalıyız, bu deneyimin bütünüyle içinde yer almalıyız.” 

Çünkü ancak o zaman aynalı odadan çıkar, gerçekten yaşarız!
KAYNAKLAR

Bozkurt, S. (2004). Geştalt Haritaları: Bir Vaka Formülasyonu. Temas: Geştalt Terapi Dergisi, 1(3), 59-82.

Clarkson, P., Mackewn, J. (1998). Fritz Perls. Sage Publications. 

Daş, C. (2010). “Bütünleşmek ve Büyümek: Geştalt Terapi Yaklaşımı”. 3. Baskı. Ankara: HYB Yayıncılık.

Gülol, Ç. (2003). Şimdi ve Burada Tanı Koyma: Deneyim Döngüsü ve DSM IV. Temas: Geştalt Terapi Dergisi, 1(2), 71-87.

Joyce, P., Sills, C. (2003). Skills in Gestalt Counselling & Psychotherapy. Sage Publications. 

Mackewn, J. (1997). “Developing Geştalt Counselling”. London: Sage Publications. 

Nelson, W.M., Groman, W.D. (1974). The Meaning of Here-Now, There-Then in Gestalt Therapy. The American Journal of Psychoanalysis. 34: 337-46.

Sezgin, N. (2002). Geştalt Psikoterapisi: Temas İşlevleri ve Temasın Engellenmesi. Temas: Geştalt Terapi Dergisi, 1(1), sf.15-41.

Sills, C., Fish, S., Lapworth, P. (1998). Gestalt Counselling. UK: Winslow.

Tillett, R. (1994). The Clinical Usefulness of Gestalt Therapy. British Journal of Psychotherapy, 11(2), 290-8.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

ve yeni yazılar e-postama da gelsin dersen tıkla!

Diğer 4.393 takipçiye katılın

%d blogcu bunu beğendi: